SİVİL DARBE !

19 Ara 2013

Bir sabah operasyonu,

52 gözaltı,

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu, İhaleye fesat karıştırmak,

Sahte belgeler, hayali ihracat, altın kaçakçılığı,

Kara para aklama, yüksek meblağlı rüşvetler,

TOKİ arazi peşkeşleri, müteahhitler,

Eski eser kaçakçılığı, SİT alanlarına usulsüz imar izinleri,

Usulsüz kredi kullandırarak bankaya zarar vermek, usulsüz vatandaşlık verilmesi,

Kasetler, dosyalar,

Bakanlar, Bakan oğulları, enişteleri, yeğenleri,

Görevden alınan Emniyet Müdürleri, şube müdürleri.

2 gündür olan biten bunlar ve müsebbipleri 52 kişi suçlu iddiasıyla göz altındalar.

 

                                                                                         ****

 

Yukarda sıraladığım pis işlere dair iddialarla sabahın köründe yapılan operasyonlar sizleri şaşırttı mı, bilemem?

Ben hiç şaşırmadım.

Şaşırmadım, çünkü bu tür pis işlerin uzun süredir alenen, fütursuzca yapılmakta olduğuna dair ortalıkta dolaşan iddialar o kadar çoktu ki!

Beni şaşırtan şunlar oldu.

Çeşitli nedenlerle başlayan bir gizli kavganın açığa çıkarak, dershanelerin kapatılmasıyla kavgaya dönüşmesinin hemen ardından atılan köprüler ve  zulada tutulan dosyaların açılarak operasyonların başlatılması.

Bu tür bilgileri polise ihbar eden, ya da polis gücünü harekete geçiren kaynağın gücü.

O kaynağın adamları olduğu söylenen polis ve savcı ordusunun uzun süre İç İşleri bakanından dahi gizlenmiş hassasiyette dosya hazırlamaları ve devlet içindeki devlet şeklindeki iki başlı çarpık yapı!

Bir konu daha var.

Bu operasyon şekil ve şemal itibariyle beni 5 – 6  yıl geriye götürdü.

Servis edilen haber ve görüntülere, şekle, üsluba, tavra, ortama, operasyonlardaki gizlilik ve benzerliğe bakılırsa, Ergenekon, Balyoz , Oda TV , Fenerbahçe operasyonları, Baykal ve MHP milletvekilleri kasetleri  gibi konuların tıpa tıp aynısı bir operasyon.

Bu ne demek?

Bu şu demek!

5 yıl önceki o operasyonlarla bu operasyondaki benzerlik bire bir aynı ise, bu yeni operasyondaki  kaynağın da okyanus ötesinde yerleşik cemaat adıyla bilinen yapıyı tarif eder nitelikte  olması bakımından ilginç.

Ama tek fark var,

5 yıl önceki operasyonlarda cemaat denilen yapının yanında iktidar partisi ve desteği de vardı.

Bu kez, İktidar partisine karşı!

Yani, “Sap döner , keser döner gün gelir hesap döner” sözünün gerçekleştiği an,

Hani Usta, “Ne istediniz de yapmadık, her isteğinizi yerine getirdik” demişti ya,

Demek ki, eksik bıraktığı yerler olmuş!

 

                                                                                   ****

 

Dün, “Polisimiz destanlar yazıyor” diyenler bugün polis operasyonlarıyla  “Yusuf Yusuf” atıyorlar.

“İşkilli mabat dingilder” diye sevdiğim bir söz vardır,

Durum aynen o sözün ifade ettiği konumda ve eminim hükümete yakın bir çok siyasi , partili,  iş adamı , bürokrat, kardeş , dayı, amca, oğul, yeğen “Yusuf Yusuf” durumlarında dingildemekteler.

İlk ağızda Usta’nın yapabildiği savunma,

“Kendilerine güveniyorlarsa seçime gitsinler, hesap yeri sandıktır” şeklinde.

Ama şaşkınlığına vermek gerek çünkü muhatabı bir legal parti değil, kol kanat gerdiği illegal bir örgüt, yani cemaat!

Usta, velev ki sandıkta yeterli oy aldı, bu sonuç üzerindeki iddiaları yok eder, adları geçenleri aklar bir durum mu yaratacak?

Sandık siyasi bir yapı , yolsuzluk, rüşvet ve diğer iddialar ise hukuki kimlikteyse,

Geçiniz!

İkinci şaşkınlığı ise, “Görevlerini kötüye kullandılar” gerekçesiyle Türkiye genelinde 15 Emniyet Müdürü ve 22 şube müdürünün acilen görev yerlerinin değiştirilmesi!”

Bu tavır, “Korkunun dağları beklediğinin” en açık belirtisidir.

Öyle ya!

Bu kadar hassas bir aşamada, Emniyet Müdürlerini, şube müdürlerini görevden alarak, (ki 2 müdür soruşturmada görevli) soruşturma engelleniyorsa, bazı hassas konularda kendi adamlarını yerleştirerek operasyona çomak sokuluyor anlamı çıkmaz mı?

Bu tavrı arkasından kamu oyunda, “Savcılar ne zaman görevden alınacak?” beklentisi yaratılmayacak mı?

Bu konuda hükümetin sabıkaları malum,

“Deniz Feneri “ davası sırasında Emniyet Müdürlerinin ve ilgili savcıların görevden alınmaları ve akabinde haklarında soruşturma başlatılması, MİT Müsteşarı soruşturmasında yine Emniyet Müdürleri ve ilgili savcıların aynı akıbetleri ve Müsteşarın korunma altına alınması yeterli  örneklerdir sanırım.

Nitekim dosya, operasyonu yürüten başsavcı yardımcısı Zekeriya Öz’den alınarak başsavcıya verilince ve soruşturmaya 2 yeni savcı atanınca operasyon üzerindeki şaibeler, iddialar ve doğru sonuca yönelik endişeler daha da artmadı mı?

 

                                                                                     ****

 

İddialar ortada,

İddialar  sonrası hükümetin tavrı da ortada,

Tam bir panik hali!

Okyanus ötesi güç denilen cemaat suçlamaları her ne kadar ret etse de, üslup, tavır, şekil anlamında şaibe altındadır.

Bu iddiaları bir taraftan ret ederken diğer taraftan da “daha arkası gelecek” havası vermesi de ilginç olmalı!

Hatta, Holywood benzeri senaryolara bakılırsa , arkasında CIA ve Mossad’ın olduğu söylentisi dahi yayılmakta.

Yazımı yazmakta olduğum şu an görevden almalar, göz altları ve ifade alınmaları devam etmekte.

Ama devlet içinde İçişleri Bakanından dahi bilgi gizleyecek kadar devlet içinde bir derin devlet olduğu çok aşikar.

Haa bu yolsuzluk iddialarını asker ortaya çıkarsaydı,

“Darbe teşebbüsü” sözü çoktaaan kullanılmıştı,

Ama yaptırım Okyanus ötesinden gelince hangi adı vereceğiz?

“Sivil darbe” desem uyar mı?

Korkunun dağları beklediği şu ortamda,

İktidarın yaklaşımı hala, “Kardeş , kardeşi üzmez” tavrında,

Yani, “Aman burada dur, bizleri daha fazla zora sokma, daha fazla üzme!”

Artık ok yaydan çıktı.

Cemaatin tavrı, gücü, devlet içindeki konumu ve niyeti elbette tartışılmaya değer ve hesap sorulacak değerdedir.

Ama öncelik, iddiaların doğruluğu, sonuçları ve sonuca göre sorulacak hesaptadır.

Eyy güzel Türkiye’m neleri seyrediyor,

Neleri yazıp, çiziyoruz!