ÖZEL YETKİLİ BAKAN !

10 Oca 2014

Dün Hürriyet bu manşeti atmış,

Günün mana ve önemine pek de yakışmış!

Hani, “Yeniden Yargılanma” falan deniliyor ya,

“Özel Yetkili Mahkemeleri” kaldır,

Tüm hukuk kurumlarını iptal et,

“Özel Yetkili Bakanı” getir!

Sonra da,  “Yeniden Yargılanamadan” adalet bekle.

Usta’nın  Feyzioğlunun teklifine sazan gibi atlamasındaki neden,

Hukuktaki  bu yeni yapılanma olabilir!

Hele bir Cumhurbaşkanının tavrını,

Sonra da Anayasa Mahkemesinin bakışını görelim,

Sonrasını yazarız.

 

                                                                                              ****

 

Artık çok açık,

Paralel Yapıyla Hükümet kıyasıya bir savaşta,

Hükümetin 12 yıldır  besleyip  büyüttüğü Paralel yapı bombalarını atmış beklemede,

Hükümet  ise panik halinde geri çekilmekte,

Geri çekilirken de, stratejik noktaları, köprüleri, demiryollarını havaya uçurup, suları zehirlemekte!

Hasılı , dün de değindiğim gibi, hukuksuzluğu , hukuksuzlukla halletme çabasında.

Hukuksuzluğa Emniyet kadrolarını darmadağınık etmekle başlandı, HSYK ile devam edildi.

2010 da halka gidilip referandumla şekillendirilen bu kurum,

İş zülfü-yare dokunup iş gelip mahduma ve kendisine dayanınca,

“Aaaa hata yapmışız değiştirelim tüm yetkileri Adalet Bakanına verelim, HSYK nı Adalet bakanlığının arka bahçesi mi, bir dairesi mi, bir şube müdürlüğü mü ne derseniz deyin öyle yapalım” basitliğinde bir operasyonla referanduma yüzde 59.7 evet oyu vermiş kitle bir anda yok sayıldı.

Kısaca, kuvvetler ayrılığı denilen Üç erki de (Yargı, Yürütme, Yasama) tek elde toplayalım, ayrılık falan olmasın!

Olur mu?

Olmaz!

Bakın neden olmaz?

Buyurun bir taze örnek.

Savcı elinde mahkeme kararı , kolluk kuvvetlerine emir veriyor,

“Gidin şu, şu kişilerin evlerine baskın yapın delilleri toplayın, şu kişileri de göz altına alın”

Polis o emri ya yerine getirmiyor, ya da gidip yarım yamalak bir işle savcının istediklerinin bir kısmını getiriyor, bir kısmı tüyüyor, deliller karartılıyor,

Savcı görevlerini yapmayan kolluk görevlileri hakkında “Görevi kötüye kullanmaktan” soruşturma açmak istiyor, Adalet bakanı kafasına göre bir muhakeme kuruyor, işine gelen isimlere müsaade ediyor, işine gelmeyenlere müsaade etmiyor.

Ertesi gün de o operasyona giden polis müdürleri görevden alınıyor ve soruşturmayı yöneten savcının elinden o dosya alınarak  bir başka göreve atanıyor.

Mahkeme kararı ortada kalıyor!

Neden olmaz sorusuna cevabım bu.

Gelin görün ki, sizin benim olmaz dediğimiz,

“Özel Yetkili Bakana” göre oldu,

Hukukun özüne, kanunların ruhuna, kamu vicdanına göre olmadı!

Nedeni de şu; Tüm ileri demokratik ve hukuk devletlerinin en önemli anayasal dayanağı olan güçler birliğindeki “check –balance” denilen dengenin içine edildi de ondan!

 

                                                                                           ****

 

YALAN , İFTİRA  VE  TEHDİT

 

Savcı Öz,

Günün hedefteki adamı.

Dubai tatili ve sonrasındaki saldırılar.

Altından Başbakanın tahsis ettiği arabanın ve korumalarının alınarak korumasız bırakılması.

Savcı savunmada,

Dubai saldırısına açıklama getiriyor,

Dinliyoruz.

Bir basın açıklaması yapıyor, dinlemek şöyle dursun havalar fırlıyoruz.

“Bursa da bir otelde önceden tanıdığım ve saygı duyduğum yargı kökenli 2 kişi Başbakan tarafından bana gönderildi. Başbakanın bana çok kızgın olduğunu, hakkımda kötü sözler sarf ettiğini, kendisine özür diler bir mektup yazarak ortamı yatıştırmam istenerek, hükümete yönelik soruşturmaları derhal durdurmamı, aksi halde başıma çok kötü şeylerin geleceğini” söylediler.

Başbakandan bu ağır iddiaya cevap anında geldi.

“Bu kişiye yüksek yargıdan 2 kişiyi göndermem asla olmamıştır” denildi.

Bir başbakan yalan söylemez, söylememeli!

Başbakan tehdit edemez, etmemeli!

Bir Cumhuriyet savcısı yalan söylemez, söylememeli!

Bir Cumhuriyet Savcısı da iftira atamaz , atmamalı!

Yalan, dolan , iftira , tehdit ve bir doğru bilinmezliğinde,

Bizler kaldık mı arada?

Bizler kimiz?

Yurttaş ,Vatandaş, Millet, Halk, Kamuoyu.

Bu iki kişi kafamızı daha fazla karıştırmamalı,

Gerçeği en kısa sürede bizlerle paylaşmalı.

 

                                                                                            ****

 

İLAÇSIZ  SAĞLIK  DEVRİMİ !

 

Sağlıkta devrim var!

Ama ilaç yok.

Hükümet devrim dediği sağlık politikasında, ilaç fiyatlarını indirip ilaç üreticileriyle eczanelerin ellerini kollarını bağlayınca,

Ve dahi ithal edilecek ilaçlarda 3 TL olan Euro kurunu 1.95 TL de dondurunca,

Hayati değerde 300 ilaç üretilemez, satılamaz ve ithal edilemez oldu.   

Kanser ilaçları yok, hastalar karaborsacıların kucağına itilmiş durumda,

Bugünlerde ortalığı kasıp kavuran ve adı H3N2 şeklinde kodlanan Gribe derman olacak ilaçlar yoklar arasında.

Yok çünkü Sağlık Bakanlığının kur inadından ithal edilmiyor.

3 milyon kişi hastalıktan kırılıyor.

Bunun adı, “Sağlık politikamızda devrim yaptık” oluyor.

Eyy hükümet elimizi nerene atsak dökülüyor,

Döküldükçe adını ağzından düşürmediğin Halkına işkence ediyorsun!

“Sağlıkta devrim” dediğiniz,

“Cumhuriyet tarihinin en büyük İlaç yokluğu” ise, evet bu bir devrim!

 

                                                                                      ****

 

URANYUM  ZENGİNLEŞTİRME !

 

Biliyorsunuz Usta onca karmaşa arasında Japonya’da,

Türksat 4 uydusu teslim töreni sonrası Nükleer anlaşması imzalıyor.

Türk tarafı anlaşmaya son dakikada,

Nükleer santralın anlaşmasına  “Uranyum Zenginleştirmek” maddesi ilave ettiriyor.

Japon meclisi ve kamuoyu anında ayağa kalkıyor.

“Bu madde barışçıl nükleer enerji çerçevesine uymuyor” gerekçesiyle yüksek sesle itiraz ediyor.

Enerji bakanımız Yıldız her ne kadar,

“Nükleerle ilgili tüm işlemlerin barışçıl amaçlara uygun olduğunu” söylese de,

Aha da buraya yazıyorum !

İran, ABD, İsrail kapışması da böyle başlamıştı,

Çin füzesi örneği de böyleydi.

Birleşmiş Milletler, NATO, AB, Amerika ve dahi İsrail’den yüksek sesler duyulabilir.

Bekleyin aaazzz sonraaa!