ÇİN’İN DÜNÜ BUGÜNÜ

07 Ağu 2013

Çin ile ülkemizin kalkınma hamlesi bağlamında bir ortak noktaları var.

Çin adını ‘’Modernizasyon ve Dışa açılma Projesi’’ koyduğu 70 yıllık kalkınma projesini 1 Ocak 1980 yılında yürürlüğe koydu.

Türkiye ise, Çin’in bu uygulamasından tam 23 gün sonra  24 Ocak 1980 tarihinde ‘’Serbest Ticaret ile Dışa açılma ve İhracatla kalkınma Projesini’’ uygulamaya başladı.

Önceki konumlarına bakılırsa , her iki proje de Çin ve Türkiye için birer milat anlamındaydı.

Çin’in projesi 1980 -2050 dönemi gibi 70 yıllık bir uzun dönemi kapsarken, Türkiye’nin projesinin ucu açıktı.

Çin 70 yıllık projesini bizdeki 5’er yıllık kalkınma projeleri benzeri belli dönemlere ayırmıştı ama her dönem bizdeki gibi 5 yıllık değildi. İlk dönem 1981 -1990 dönemiydi. Amaç yıllık çifte gelir ve insanların karınlarını doyurmak ve barınmalarını sağlamak üzerineydi. Meyvelerini 1897 yılında almaya başladılar. İkinci dönem 1991-2000 dönemiydi. Bu dönemin amacı kişi başı geliri 1980 yılının 2 katına çıkarmak, insanların görünür şekilde iyi yaşamalarını sağlamak ve sanayi ve ihracat olgusunun alt yapısını tamamlamaktı. 1980 yılına göre 2000 yılında 2 katı olan hedef 2.65 olarak gerçekleşti. Üçüncü dönem 2001 – 2050 gibi uzunca bir dönemdi. Bu dönemin en önemli amacı  sermaye anlamında gelişmiş bir orta sınıf yaratmak, modernleşmiş, dünya pazarlarıyla uyum sağlamış, yabancı yatırımı doruğa çıkmış, sanayileşmiş ve  ihracatı patlamış , dış ticaret fazlası veren, zengin ve güçlü bir ekonomiye sahip bir ülke konumuna gelmektir.

Türkiye aynı düşünceyle 24 Ocak 1980 kararları olarak bilinen uygulamayla Çin den 23 gün sonra yola çıkmış bir ülkeyken geçmişte milat anlamında bazı atılımlar yapsa da süre belirlenmediğinden zaman içinde yapılan siyasi ve ekonomik hatalar sonucu bugün Çin ile mukayese edilmeyecek bir ekonomiye sahip ve en büyük dış ticaret açığını Çin ile olan dış ticaret ilişkisinde veriyor.

 

Çin Fırsat mıdır, tehlike midir ?..

 

Bu soruyu Çin’i fark ettiğimiz 1995 ve 2005 yılları arasında çok sorduk ve cevap aradık.

Aradan geçen 12-15 yıllık dönemde bu sorunun cevabı çok net bir şekilde alınmış olmalı.

Özetle, ülkeler bazında değişen oranlarda ihracatçılarda da, İthalatçılarda da hem tehdit, hem de fırsat yüzünü gösterdi. Bazı ülkeler Çine çok mal ihraç ettiler, bazı ülkeler ucuz olması nedeniyle ithalatta öne çıktılar. Bu iki ticaret şekli ülkeden ülkeye hem fırsat yarattı, hem de tehdit olarak yansıdı. Devasa miktarlarda hammadde ihtiyacı olan Çin bir çok ülkeden ihtiyaçlarını ithalatla temin ederken Çinin ithalatı  hammadde tedarikçisi ülkelere ihracat fırsatı verdi. Bazı ülkeler kendi pahalı üretimlerine ucuz alternatif ararlarken Çini keşfettiler, bu ülkeden yaptıkları ithalat arttı, iç piyasalarındaki milli sanayileri durma noktasına geldi tehlike oluşturdu. Giderek sanayileşen Çin hammadde ihtiyacının Çin dışından temin etme noktasına geldiğinde yarattığı aşırı talep sonucu hammadde fiyatlarının yükselmesine neden olurken, ucuz satış fiyatlarıyla bazı ekonomik gücü küçük ülkelere sattığı mallarda o ülkelerdeki enflasyonun düşmesine de yardımcı oldu. Aşırı ithalat ve ihracat taşımacılık özellikle deniz taşımacılığında patlama yarattı. Ancak Yaşanan ekonomik krizlerle beraber bu nakliye dalında da büyük krizler yaşanmaya başlandı.

Kısaca Çin devasa miktarlarıyla dünya taşımacılık ve hammadde fiyatlarında dominant rolü üstlendi ve üstlenmeye devam ediyor.

Genel anlamda bakarsak,  Çin bazı ülkelere fırsat bazı ülkelere tehdit oldu.

Türkiye ‘’fırsat’’ kollayarak yola çıkıp ‘’tehdit’’ altında kalan ülkelerin başında.

Bu tehdidi  örnekler vererek açayım.

2005 yılında Çine ihracatımız 695 milyon dolarken, Çin den İthalatımız 6 milyar dolardı. 2011 yılında 2.467 milyar dolar ihracatımıza karşılık 21,7 milyar dolar ithalatımız var. Bu devasa açık dış ticaretimizin yüzde 25’ne denk gelmekte.

Özetle, Türkiye ‘’Çin bir fırsat mı, yoksa tehdit mi?’’ sorusunun cevabını ‘’ Tehdit’’ ve sonrasında ‘’Tehlike’’ olarak net bir şekilde almış oluyor.

Kapanan çok sayıda tesis, işsiz kalan kitleler, kaybedilen pazarlar ve giderek artan ithalat sonucu yaşanan cari açık bu tehdidin en belirgin göstergeleri.

 

Dünyanın 2. Büyük Ekonomisi Çin

 

Modernizasyon ve Dışa açılma projesi bugün 32. yılında ve Çin dünyanın İkinci büyük ekonomisidir artık. Yola çıktığı projenin dönemsel hedeflerinin de hayli önünde. Günümüzde ülkelerin gücü askeri güçleriyle ölçülmüyor. Ekonomik güce bakılıyor, o ekonomik gücün krizlerdeki direncine dikkate alınıyor, büyüme kriterleri ölçü olarak görülüyor, sanayindeki modern teknoloji, doğrudan  yabancı yatırım miktarı ciddi bir güç olarak görülüyor, dış ticaret rakamları öne çıkıyor, dış ticaretteki dominant yapı irdeleniyor. Tüm bu veriler Çini ekonomik anlamda dünyanın ikinci gücü yapıyor.

Çin , askeri açıdan da ciddi bir güç aslında. Dünyanın en kalabalık nüfusu ordusunu sayısal anlamda güçlendiriyor, silah teknolojileri anlamında süper güçlerden geri değil, atomu aşmış, uzay teknolojisini yakalamış, bilimsel teknolojiyi silah güçleriyle birleştirmiş, caydırıcı bir orduya da sahip.

Ekonomik güç, askeri güçle birleştiğinde Çin dünyada önemli bir ülke haline geliyor.

 

Günümüz Çin’inde Ekonomik Gelişmeler.

 

Dev bir ülke ve dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Böylesi bir güçteki ekonomide bahse konu olan miktarlar ve meblağlar da hayli büyük olacaktır şüphesiz. Her ülke bu verilere kendi ölçeğiyle baktığında Çin’in ne kadar büyük ölçekte sanayi ve dış ticaret yapısına sahip olduğunu görüp, gördüğünü kendi nüfusu ve Çin nüfusu bağlamında tarttığında ilginç sonuçlara varacaktır. Gelin şimdi Çin ekonomisinin detaylarına girelim ve bakalım bu dev dünyada ekonomi anlamında neler yaşanıyor.

 

Büyüme: Çin , 2008 yılından bu yana dünyada yaşanan ekonomik krize inat devamlı büyüyor. 2010 yılında yüzde 10.4 büyüyen Çin de GSYİH 6.05 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır. 2011 yılının ilk çeyreğinde yüzde 9.7, İkinci çeyreğinde yüzde 9.5, Üçüncü çeyreğinde yüzde 9.1, Son çeyreğinde ise 8.9 oranlarında büyüyen Çinin yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 9.2’ dir.Yıl sonundaki GSYİH 7.26 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır. 2012 yılı ilk çeyreğinde yüzde 8.1 büyüyen Çin de aynı dönem GSYİH 1.71 Trilyon ABD dolarıdır. 2012 yılı büyüme hedefi yüzde 7.5 olarak belirlenmiş olsa da görünen o’ki gerçek bu hedefin üzerinde olacaktır. Batıda bu ekonomik kriz devam ettikçe Çin küçük azalan oranlarda da olsa, zaman , zaman artış da göstererek gitse batının ‘’ucuz’’ talebiyle büyümeye devam edecektir.

 

İhracat: Mayıs 2012 ayı ihracatı 181.14 milyar ABD dolarıdır. Bu rakam önceki Mayıs ayına göre yüzde 15.3 oranında fazladır. Önceki Nisan ayına göre de yüzde 11 oranında fazladır. 2010 yılı ihracatı global krize rağmen yüzde 31.3 oranında artarak 1.58 trilyon ABD dolarına çıkmış, ve 2011 yılı sonunda ise 1.9 trilyon dolara ulaşarak önceki yıla göre yüzde 20.2 oranında artmıştır. 2012 yılı beklentisi 2.2 Trilyon ABD dolarıdır. Şüphesiz fark etmişsinizdir,  dünya genelinde yaşanan küresel ekonomik krizde pazarlarının olumsuz etkilenmesine rağmen ihracatındaki artan oranlar dikkat çekicidir.

 

İthalat : 2012 yılı Mayıs ayı ithalatı 162.44 milyar ABD dolarıdır.Bu rakam önceki yıl aynı aya göre yüzde 12.7 oranında fazladır. Mayıs ayı ithalatı önceki Nisan ayına göre yüzde 12.16 oranında artış kaydetmiştir. 2010 yılına bakarsak, 2009 yılına göre ithalattaki artış yüzde 38.9 oranıyla 1.39 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır. 2011 yılı ithalatı toplamda 1.743 trilyon ABD dolarıdır.2012 yılı beklentisi 2 trilyon ABD dolar civarındadır.

 

Dış Ticaret Fazlası : Bize hayli yabancı olan bu cümle büyük Çin de ekonomik krize rağmen rahatlıkla kullanılmakta. Krize rağmen artan oranlarda ihracat  ve ithalat. Sonuç 2012 yılı Mayıs ayı itibariyle 38  milyar ABD doları dış ticaret fazlası. Ocak –Mayıs döneminde dış ticaret rakamlarında  geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7.7 artış var. Toplam 1.51 trilyon ABD doları olan dış ticaret rakamlarının 774.4 milyar ABD doları ihracat, 736.5 milyar ABD doları ise ithalat. 2011 yılındaki dış ticaret fazlasının 155.14 milyar ABD doları olduğu hatırlansa da, Çin ekonomisinin dünyada yaşana ekonomik krizden önümüzdeki 2 yıl içinde olumsuz etkilenerek dış ticaret fazlasının, dış ticaret açığına dönüşeceğini yazan, çizenler az değildir. Çin sadece dış ticaret fazlası veren bir ülke değildir. Cari işlemlerinde de fazlalık vardır. 2011 yılı sonu itibariyle 201.7 milyar ABD doları, 2012 yılı ilk çeyreğinde ise 24.7 milyar dolar cari işlemler fazlası vermiştir.

 

Dış Ticaretinde Önde Olan Ülkeler: 2012 Ocak-Mayıs dönemi verileri 221 milyar ABD dolarıyla AB ülkeleri birinci sırayı, 190 milyar ABD dolarıyla Amerika ikinci sırayı, 154 milyar ABD dolarıyla ASEAN ülkeleri Üçüncü sırayı almaktadır.Bu Üç ülke gurubu aynı dönemdeki dünya ihracatının yüzde 73’nü oluşturmaktadır.  Çin ülkesine doğrudan yabancı sermaye çekerken aynı zamanda özellikle hammadde ihtiyaçlarını gidermek için Afrika ülkelerinde ciddi alt yapı yatırımlarına gitmiştir. Afrika ülkelerinden yaptığı alt yapı yatırımları karşılığında maden , ve doğal hammadde gibi ihtiyaçlarını gidermektedir.

 

Türkiye ile Ticari ilişkileri: 2011 yılında Çine yaptığımız ihracat oransal anlamında önemli bir yüzdede artarken ( Ocak –Aralık %8.72) rakamsal anlamda 2.467 milyar ABD dolarında kalmıştır. Aynı dönemde ithalatımız yüzde 26.26 oranında artmış ve 21.692 milyar dolara ulaşmıştır. Görüldüğü gibi Çin ile Dış ticaret dengemiz, dengesizliğe odaklanmış bir şekilde giderken dış ticaret açığımızın da yüzde 25 gibi önemli bir oranını teşkil etmektedir. 2012 yılı Ocak –Mayıs döneminde Çin’den 8.7 milyar ABD dolarlık mal ithal ederken 1.022 milyar ABD dolarlık mal ihraç etmişiz. Bu dönemde İhracatımız yüzde 20 artarken İthalatımızda yüzde 2 lik bir azalma var ve bu son zamanlarda duyduğumuz nadir iyi haberlerden birisi.

 

RMB-Yuan / ABD doları ilişkileri: Bilindiği gibi Amerika’nın baskısıyla 2010 yılı Haziran ayında sabit kur sistemini terk ederek belli bir bant aralığında oynak kur sistemine girmiş ve bu oynaklık yüzde 1 bandı ilke sınırlandırılmıştı. Ancak 2010 yılı Haziran ayında belirlenen 1 ABD Doları = 6.82 RMB 2011 yılı sonunda yüzde 4.86 değer kazanmıştır. 11 Haziran 2012 itibariyle 1 ABD doları 6.31.69 RMB üzerinden işlem görmüştür.

Çin milli para birimi (RMB) bir taraftan Dolar baskısıyla uğraşırken diğer taraftan da alternatif yollar aramaktadır. Bulduğu en etkin alternatif yol, bölge ülkelere RMB ile ticaret yapmasıdır. Çin Merkez Bankası RMB ile 2011 yılında 2.58 trilyon (410 Milyar ABD doları) ihracat yaptıklarını açıklamıştır. Çin’in RMB ile ticaretteki ısrarı günümüzde izah edilmekten kaçınılsa da pek uzak olmayan bir gelecekte Doların tahtını zorlamak ve doları tahttan indirmeye yönelik olduğu konusunda çok kişi hem fikirdir.

 

Enflasyon : Mayıs 2012 itibariyle Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3 oranında artarak yüzde 3.54 olarak gerçekleşmiştir. 2011 yılı sonunda yüzde 5.4 olarak gerçekleşen bu oranın 2012 de yüzde 3.5 oranına gerilemesi beklenmektedir. TÜFE deki artışların nedeni olarak yükselen gıda fiyatları ve artan faiz oranları gösterilmiştir.  

2012 yılı Mayıs ayı itibariyle Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise bir önceki yılın aynı ayına göre  yüzde 1.4 oranında azalmıştır. 2011 yılı ÜFE  artışı yüzde 5.5 olmuştur. Azalıştaki ana neden uluslar arası  hammadde fiyatlarındaki gerilemeler gösterilmiştir.

Çin hükümeti enflasyon artışının dönemsel artışlardan çıkıp devamlılık arz ettiğini görmesi üzerine daha etkin mücadele etme kararındadır.

 

İşsizlik: Giderek büyüyen , büyümesi paralelinde dış ticaret fazlası veren, hala ciddi oranlarda doğrudan yabancı sermaye yatırımları çeken bir ülkede işsizlikten bahsedilebilinir mi?.

1.35 milyar nüfuslu dünyanın ikinci ekonomisinde resmi rakamlara göre yüzde 4.1 (Şehirlerde) olduğu kayıtlara geçiyor. Böylesi büyük nüfusa sahip bir ülkede 9 milyonu biraz aşmış sayıda işsiz olması size ne ifade eder bilmiyorum ama Çin resmi kayıtlarındaki rakam bu. Yönetim 2011 yılında 12.2 milyon kişiye iş vermiş. 2012 i yılı ilk çeyreğinde iş bulanların sayısı 3.3 milyon kişi. Çin yetkilileri işsizliği şehir nüfusuna göre yorumlamakta. Batıya ve kuzeye gidildikçe artan köylü nüfusunda tarlasında çalışan köylü ‘’işi var’’ anlamında algılandığından bu istatistiklere dahil edilmiyor.

 

Yabancı Sermaye: Yabancı sermaye 1995 yılından bu yana güçlü Çin ekonomisinin lokomotifidir. 2010 yılı Çine giren yabancı sermaye bir önceki yıla göre yüzde 17.4 oranında artmıştır. 2010 yılı yabancı sermaye yatırımı 105.7 milyar dolardır. 2011 yılı bir önceki yıla göre yüzde 9.7 artarak 116 milyar dolara ulaşmıştır. İlginçtir 2012 yılında ülkeye giren yabancı sermayede azalma vardır. Bu azalma 2011 yılının Kasım ayından itibaren hissedilmiş ve 2012 de de devam etmiştir. 2012 Ocak –Nisan dönemindeki azalma yüzde 2.4 olmuştur. Özellikle AB ülkelerinden gelen yabancı sermayedeki azalma oranı yüzde 27.9 gibi hayli yüksek orandadır. 2011 yılında Çin de yabancı sermaye anlamında 27.712 firma kurulmuştur.

Çin hükümeti azalmakta olan yabancı sermaye için bazı teşvik tedbirleri açıklamaktadır. Son 10 yılda Çine giren yabancı sermaye tutarı 653 milyar ABD dolarıdır. Önceki yıllarla beraber Çin de 2.5 trilyon ABD doları tutarında yabancı sermaye girişi olduğu düşünülmektedir.

      

Otomotiv Sanayi : 2009 yılına göre 2010 yılında yüzde 32 oranında artan araç satışları toplamda 18.06 milyon adede ulaşmıştır.2011 yılında ise üretim 18.42 milyon adet olurken satış 18.50 milyon adet olarak gerçekleştirmiştir. 2012 yılı Ocak-Mart dönemi satışlar yüzde 3.4 oranında düşmüştür. Üretimdeki gerileme ise yüzde 1.83 dür. Üretim ve satış rakamları irdelendiğinde Çin otomotiv sanayinin ürettiği tüm araçları sattığını neredeyse sıfır stokla çalıştıklarını görmekteyiz. Dört sene öncesine göre üretimin de, tüketimin de yüzde 28.57 oranında arttığın görmekteyiz.

 

Emlak piyasaları: 2008 ve 2009 yılında patlayan emlak talebi ve yaşanan ABD mortgage krizi Çin li yöneticileri korkutmuş ve emlak piyasasında frenleyici tedbirler almaya zorlamıştır. Yüksek kredi faizleri, arttırılan peşin ödemeler, kısaltılan vadeler, 2. Ve 3. Ev alımlarına getirilen kısıtlamalar sonrası piyasada gözle görülür bir yavaşlama oluşturmuştur. Bu tedbirler sonrası emlak taleplerinde  düşmeler görülmüştür. Talep düşmesinin getirdiği fiyat azalmalarına rağmen satış oranlarında azalma düşmeye devam etmiştir. 2012 yılında emlak fiyatlarında yüzde 5 oranında düşme beklenmektedir.

 

Dış Borç : 2011 yılı sonu borcu 695 milyar ABD dolarıdır. Bu rakamın 194 .1 milyar dolarını orta ve uzun vadeli borçlar oluşturmaktadır. 500.9 milyar ABD dolarlık kısmı ise kısa vadeli borçlardır. Borçların yüzde 76’sı ABD doları, yüzde 7.5’u Euro ve yüzde 8’i de Yen para birimli borçlardır.

 

Rezervler: Parasal (nakit) stoklar ve kıymetli madenler bir ülkenin zenginliği ve sigortasıdır. Ancak bu stokların atıl değil aktif olmaları da istenir. Hasılı bu stok çalışmalı, gelir üretmeli, ekonomiye katkı sağlamalıdır. Çin nakit stok anlamında hayli zengindir. Ancak bu stokları işletme anlamında aynı başarıyı gösterebildiği söylenemez.

En büyük rezerv halkın bankalardaki tasarruflarıdır. Bu rakam 2012 Mayıs itibariyle 3.4 trilyon ABD doları karşılığında RBM dir. Çin yöneticileri bu tasarrufların içi tüketime yönlendirilmesi için bazı gayretler içerisindedir. Çok uzun yıllar yoksulluk ve yokluk çekmiş olan Çin halkı yıllık geliri son 10 yılda 200 dolardan 3 bin doların üzerine çıkmış olmasına rağmen katı tasarruf da devam etmekte tüketime sıcak bakmamaktadır. Halkın tüketime yönelmesindeki en etkin takip noktamız perakende piyasalarıdır. 2011 yılı Mayıs ayından bu yana perakende satışların gerilemekte olduğunu Çin li yetkililer söylemektedirler. Evet 2012 yılı verilerinde artış görülmektedir ama bu artışlar önceki döneme göre gerileyerek giden bir artış olduğundan tüketim anlamında endişe verici görülmektedir.

Merkez Bankasındaki döviz rezervi 2011 sonu itibariyle 3.18 trilyon ABD dolarıdır. 2012 yılı Mart sonu itibariyle 3.31 trilyon ABD dolarına yükselmiştir. Döviz rezervlerinin bu kadar güçlü olmasının 2 ana nedeni doğrudan yabancı sermaye girişi ve dış ticaret fazlasıdır.

Bir başka kıymetli stok altın rezervidir. Çin 1.054 ton ile dünyanın en büyük altın rezervine sahip ülkesidir.Yıllık altın üretimi yaklaşık 350 ton olan Çin aynı zamanda dünyanın en büyük altın üreticisidir. Yine yıllık 400 ton tüketimiyle dünyanın ikinci büyük altın tüketen toplumudur.

Diğer bir önemli rezervi pek kimsenin fark etmediği ABD Bonolarıdır. Çin ABD hazine bonolarına en çok rağbet eden ülkedir. Çinli yetkililer bunun doğru bir yatırım olup olmadığı konusunda sıklıkla tartışsalar da, stoklarında 2012 yılı Mart ayı itibariyle 1.17 trilyon ABD doları değerinde ABD hazine bonosuna sahiptir. Altın stoklarını bir borsa metaı olması nedeniyle hesap dışı tutarsak Tasarruflar, Merkez Bankası rezervleri ve ABD Hazine Bonoları adları altındaki stok toplamıyla 7.75 trilyon gibi dudak uçuklatacak bir meblağdan bahsediyor olmalıyız.

 

Turizm: Genel de Çin üreten, ihraç eden bir ülke olarak bilinir. Bu bilinirlik turizm algısını konuşulurdan uzak tutar. Oysa Çin de konuşulacak bir turizm hareketi vardır ve  rakamsal veriler dünyanın çok sayıda ülkesine parmak ısırtacak değerdedir. Çin’in son 20 yılda gösterdiği sanayileşme hareketi , dış ticaretindeki kıskanılacak veriler, Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmış olması, özellikle Şanghay ve Pekin gibi tarihi şehirlerdeki modernleşme, fuarlar, sportif ve  sanatsal etkinlikler ve Çin’in otantik uzak doğu yapısı dünya insanlarının dikkatlerini turizm anlamında da Çin’e yöneltmesine neden olmuştur.  Bu bağlamda 2011 yılında 135 milyon kişi Çin’i ziyaret etmiştir. 2012 yılı beklentisi 150 milyon kişidir.  71 milyon Çin vatandaşı da Çin den başka ülkelere turist olarak gitmiştir. Bu rakamın 2012 yılı sonunda 78 milyona ulaşacağı beklenmektedir.

 

Çin’in Yurt Dışı Yatırımları: Çin’in gözünü dünyaya açması anlamındaki bu hareketin 2 nedeni vardır. İlk neden Yurt içindeki parasal stokların ( Tasarruflar ve MB rezervleri) değerlendirilmesi, diğeri ise Çin de giderek artan işçilik ücretlerinin maliyetler üzerindeki yükünün ucuz ülkelere yatırımla  azaltılarak rekabet edebilirliğinin devam ettirilmesi amaçlı komşu ve Afrika ülkelerine yapılan yatırımları.    

Stokların parasal anlamında değerlendirilmeleri amaçlı yatırımlar daha çok mali olmayan sektörlerde ve Hong Kong da ağırlıklı olmuştur. Hong Kong statü olarak Çin ana kıtasından farklı bir konumda olsa da dış ülke konumunda algılanmaktadır. Diğer ülkeler Virgin Adaları, Cayman Adaları ve Lüxemburg’dur. Bu ülkeler paranın izini takip anlamında bir mana ifade ediyor olmalıdırlar.

Çin diğer yatırımlarını 2011 yılı sonunda 60 milyar ABD doları olarak gerçekleştirirken 2012 yılı Ocak –Mart  döneminde 16.5 milyar ABD doları rakama ulaşmıştır. Çin yönetimi 2011-2015 döneminde yurt dışı doğrudan yatırımlarını 560 milyar ABD dolarına ulaştırmayı hedeflemektedir. 2011 yılı 135 ülkede yatırımı olan Çin bu yatırımlarının yüzde 54’ünü Avrupa da, yüzde 60’nı ise Afrika da gerçekleştirmiştir.2011 yılı içerinde Avrupa ve Afrika yatırımlarının toplamı 6.31 milyar ABD dolarıdır.

Ayrıca doğrudan yatırımlarının yanı sıra şirket satın almaları da gündemdedir. Çin 2011 yılında  şirket satın almaları ve birleşmeleri sonrasında 22.2 milyar ABD dolarlık yatırım yapmıştır. Çin bu satın almalarla ve doğrudan yatırımlarıyla aynı zamanda işçi de ihraç etmektedir. 2012 yılı Mart ayı itibariyle Çin dışında çalışan Çinli işçi sayısı 810 bin kişiye ulaşmıştır.

 

Sonuç: Açıklanan verilere göre 1.35 milyar nüfusu barındıran ( Açıklanmayan verilere göre 1.5 milyarı aştığı söylenen) dev bir ülkenin ekonomik verileri bunlar.

Şimdi soru şu ; ‘’Böylesi kalabalık nüfus bu kadar güçlü ekonomiden ne alıyor?’’.

2011 yılı itibariyle ilk kez şehirlerde yaşayan nüfus sayısı kırsal kesimde yaşayanların sayısını geçmiş durumdadır. Şu an kentsel nüfus açıklanan nüfusun yüzde 51.3’ü olan 690.79 milyondur. Buna karşılık kırsal kesim nüfusu 656.56 milyon kişidir. Fazla değil 8 sene önce kentsel nüfusun 350 -400 milyon kırsal nüfusun 900-950 milyon kişi olduğu söylenmekteydi. Bu değişim Çin’in ne kadar hızlı ve planlı sanayileştiğinin ve paralelinden köyden , kent’e göçün hızlandığının da göstergesi. Aynı zamanda kentlerde yaşayan halkının zenginleştiğinin  de göstergesi. Zira kentsel nüfusun kişi başına düşen geliri ( Enflasyondan arındırıldıktan sonra) 21.810 RMB’ye yani 3.434 ABD dolarına çıktığı ortada. Kırsal kesim gelir dağılımı kentsel nüfusla eş olmasa da arttığı bir gerçek. Bugün kırsal kesimim yıllık kişi başı geliri 6.977 RBM yani 1.098 ABD doları. Bu verilerin 8 sene önce kentsel kesimde 950 ABD doları, Kırsal kesimde 125 ABD doları olduğu hatırlanırsa Çin’in ne denli büyüdüğü, geliştiği ve dünyanın nasıl ikinci ekonomisi konumuna geldiği daha net anlaşılır.

Ülkede her sene 500 bin kişiye yakın sayıda dolar milyonerinin ortaya çıkması, kişi başı yıllık gelirinin 100 bin doların üzerinde olduğu 80 milyonluk bir kesimin bulunması, servetleri milyar dolarlarla ölçülen zenginlerinin hiç de yadsınamayacak sayılara ulaşması sizleri şaşırtsa da burası Çin ve her an şaşırmanız olası!...

Çin de 15-64 yaş nüfus yaklaşık 1 milyar kişi. Bu nüfusun yüzde 51.3 ne karşılık gelen 513 milyon kişisi internet kullanıcısı. Bu rakamın 2015 de 800 milyon nüfusa ulaşması bekleniyor.

Çin’in çalışmalarını 1978 yılında başlatarak 1980 yılında bitirdiği ve 1 Ocak 1980 günü yürürlüğe koyduğu Dışa açılma ve modernizasyon projesinin 32 yıldaki sonuçları bu.

Notu; ‘’ Tam bir başarı’’.

Üstelik, bu başarı 2008 yılından bu yana süregelen küresel ekonomik krize rağmen artan oranlarda devam etmekte. Çin ‘’Bir fırsat mıdır, yoksa tehdit midir?’’ sorusunu soranlara net cevap, Çin her konuda kendine fırsat yaratmıştır ve yukarıdaki veriler bunu teyit etmektedir.

Şu an önemsedikleri 2 endişeleri var. Yüksek enflasyon ve gelir dağılımında yaşanacak uzak ara farklılıklar. Bu iki endişenin bir sosyal patlamaya ulaşması en büyük korkuları. Bu korkularını şimdilik komünist rejimin katı, baskıcı uygulamasıyla çözebilseler de, sosyal iletişimin devasa imkanlarında nereye kadar ?.

Çin li yöneticiler, geçmişte ve bugün uluslar arası ekonomik sorunlara zaman, zaman  Dünya Ticaret Örgütü kurallarını dahi tanımama bahasına kapitalist düşünce kurallarında çözüm buldular. Ulusal ekonomik sorunlarına ise Ticari manada çevreye duyarsız, çocuk işçileri sömüren, sendikaya değer vermeyen baskıcı, ezici, agrasif bir yönetim anlamında katı disiplinde, diretici , yönlendirici komünist olguyu da acımasız bir şekilde devreye sokarak başarılı oldular.

Bu başarıdaki sırrı biraz daha açalım.

Çin’in devlet tanımı, ‘’Çin Halk Cumhuriyeti’’ dir.

Yönetim şekli, ‘’Komünizm’’ dir.

‘’Halk ve Komünizm’’ kelimeleri bir araya geldiğinde batı insanında ‘’katı, baskıcı, hürriyetlerden yoksun, yöneten değil, yönetilen, her yaşayanın her varlığa sözde ortak oldukları ve yine sözde  paylaşımcı bir halk kitlesi’’ akla gelir.

Oysa, Çin’in bugün geldiği noktayı görenler ise, ‘’Serbest ticaretin tüm kurallarını kullanan , derin bir kapitalist düşüncenin tüm örneklerini verdiği bir uygulamayı’’ ve sonuçlarını da kolaylıkla fark ederler.

Bu her iki farkındalığı yaşayanlar, ‘’Komünizm ve kapitalizm’’ manaları arasında gel-gitlere girerler ve bir noktada kaybolurlar.

‘’Çin’in geldiği nokta bir başarıysa , bu başarılarının sırrı nedir?’’ sorusu kafalarını kemirir.

Bulabildikleri cevap , ‘’İşine geldiğinde en elastiki, en arsız, en geniş ticari enstrümanları kullanan bir kapitalist uygulama, işine gelmediği noktada ise en totaliter, en direkten, en katı, en acımasız yöntemleri uygulayan  komünist yönetimdir’’.

 

Şevket SÜREK

 

surekavi@superonline.com.

 

Kaynaklar;

-Ticaret Tabloları; TUİK ve TİM verileri

-Ekonomik Durum Notları; ÇHC Kuruluşları verileri, Çin Ticaret Bakanlığı verileri, Çin Gümrükler Genel İdaresi , Çin Ulusal İstatistik Birimi , Yerel Basın ( China Daily gazetesi ve Xinhua Haber Ajansı, Ekonomi Bakanlığımız verileri, T.C Pekin Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği –Web Sitesi.