ADALETİ N MAHKUM OLDUĞU AN !

06 Ağu 2013

ADALETİ N  MAHKUM  OLDUĞU  AN !

 

Malum dava,

2007 de başladı,

Dün nihayete erdi.

Yaklaşık 6 yıldır  tutuklu olanları,

Hükümlü yapacak cezalar dün kesildi.

Dün bazı gazetelerin,

‘’6 yıl önce verilen kararlar bugün açıklanıyor’’ şeklindeki manşetleri,

Davanın özü hakkında en  açıklayıcı tanımı veriyordu.

Kararlara yorumum şu,

Özel mahkeme olarak anılan mahkemeler, pası Yargıtay’a atarak,

Adeta tüydüler!

 

                                                                                  ****

 

Şimdi top  Yargıtay da.

Özel mahkemelerin defalarca değişen hakimlerini,

Duruma göre ayar çekilen savcılarını,

Savunma hakkındaki  sorunları,

Tartışılır delilerini,

İmzasız ihbar mektuplarını,

Gizli tanıklarını,

Birleştirilmiş davalarla karıştırılıp, içinden çıkılmaz hale getirilen binlerce  dava dosyalarını,

Böylesine karmaşık ortamda hakimlerin onca garip cezaları nasıl verdiklerini araştıracaklar.

Onlar temizlemek, adalet aramak da hayli süre alacak tabii.

Gelin vicdanların kabul edemediği cezalara şöyle bir  bakalım.

Bakalım da Yargıtay’a ne denli karmaşık  bir problem pas edildiğini görelim.

 

                                                                               ****

 

Cezaları toplamaya çalıştım.

9 Ağırlaştırılmış müebbet var kararlar içinde.

2 Tanesi İki kez ağırlaştırılmış müebbet!

3 karar ise ağırlaştırılmış müebbet’e ilaveten biri 99 yıl 1 ay, İkisi de 15’er ay daha mahkumiyet!

Hukuk dili bir garip.

2 kez ağırlaştırılmış müebbet!

Bu ceza tanımına göre,

Hak vaki olduğunda müebbet bitecek sanıyorsanız  yanılıyorsunuz!

Mahkeme ‘’N’aayııır’’ diyor,

Öyle ya!

‘’Nereye gidiyorsun birader, bir o kadar daha müebbet’in var’’  mı diyecek?

Ya da ‘’müebbet’in bitti ama otur oturduğun yerde daha 99 yıl yatacaksın’mı’’ diyecek?

Cem ettim,

7’si ağırlaştırılmış müebbet,

2’si iki kez ağırlaştırılmış müebbet’e ilaveten toplam 129 yıl daha mahkumiyet var!

 Hukukçularımız adaleti kaybettikleri noktada  ölümsüzlüğe çare  buldular herhalde!

 

                                                                                  ****

 

Devam ediyorum.

10 müebbet var.

Çoğu ileri yaşlarda olan bu tutuklular için verilen cezalar,

Eğer Yargıtay’ca bozulup da adalet tecelli etmezse,

Cenazeleri ceza evlerinden kalkacak demek!

Müebbetlere böylece değindikten sonra,

Gelelim diğer  cezalara.

Ağırlaştırılmış müebbet, ya da müebbet şeklinde ifade edilmeyen cezalar şöyle;

En azı, 1 yıl 3 aydan başlayarak,

En çoğu 49 yıl 4 aya kadar varıyor.

47 sanığa  toplam da 837 yıl 6 ay ceza kesilmiş.

Kişi başı ortalama 18 yıl.

17 tahliye var,

Tahliye var ama ne zaman?

5,5 – 6 yıl tutukluluk sonrasında!

Tutuksuz yargılanan 13  kişi için de  çeşitli mahkumiyetler  sonrasında ‘’yakalanma’’ emri çıkarılmış!

 

                                                                                  ****

 

6 yıldır, kuşkuyla, endişeyle izlediğimiz , duyduklarımız  ve  yaşananlar karşısında hayretler içerisinde kalıp, şaşkına döndüğümüz davalara dün bu cezalar reva görüldü.

Belki kıyıda köşede kalmış insaf  kırıntıları dile  gelirler diye düşündük ama nafileydi.

Ceza alan onca insanın suçu neydi?

‘’ Darbeye teşebbüs!’’

Yani, Terör Örgütü kurarak hükümeti devirmeye niyetlenmek!

Niyet belki var ama,

Fiil yok!

Yasalarımız her ne kadar ‘’fiile geçmemiş bir niyet suç  değildir’’ dese de,

Özel mahkemelerin savcıları ve hakimleri  öyle yorumlamadılar  ve bu cezaları kestiler.

Kamu oyunun ağırlıklı kısmında oluşan düşünce şu,

Hukuk , adaleti mahkum etti!

Yetmedi,

Hukukun üstünlüğü ayaklar altına alınırken,

Üstünlerin hukuku galebe geldi!

 

                                                                                 ****

 

Bu cümleyi  bana kurduran neydi?

Yıllardır terör örgütüyle savaşan onca rütbeli asker  ‘’terörist’’ denilerek mahkum ediliyorsa,

Yargıtay’ın cezalarını kesinleştirmesi ardından kılıçları alınarak , rütbelerinin sökülerek, ödül ve madalyalarının geri alınarak , tüm tazminatları ve hakları iptal edilerek, sıradan bir insan olarak hapislerde çürümeye terk edilirlerken,

30 bin insanımızın katillerine,

‘’İsterseniz silahlarınızı gömün , isterseniz mağaralarda saklayın , nereden geldiyseniz oradan tıpış tıpış gidin’‘ diyerek yol gösterenlerin hukukuna isyanımdır!

Adı ‘’Süreç’’  konulan bu ucubenin  hangi hukuki dayanağa göre  uygulandığını bilen var mı?

Terörle savaşanları mahkum eden aynı hukuki düzen 30 bin kişinin katilerinin ellerini kollarını sallayarak gezmeleri ve ülkeyi bölünme noktasına getiren tavırları  konusunda ne der, ne yapar?

Ceza hukukçusu değilim,

Dahası hukukçu değilim!

Ama biliyorum hukukun bir dili var,

Konulara yaklaşımları, bakışları  farklı,

Algıları farklı,

Bunları da biliyor  ve kabul ediyorum,

Ammaaa bir gerçek var!

Ben ve benim gibi düşünenlerin de aklı , fikri ve hukukçu olmadan  yorumlayabilecekleri var.

‘’Nedir ve  nasıl  ?’’  derseniz hemen söyleyeyim.

Vicdan!

Yasalar, bakışlar, takdir haklarının kullanma , yorumlar, kanun kitaplarında yazıldığı gibi mota mot  yorumlanırda,

Genel kanaat, vicdan muhasebesi korkudan bir kenara konulursa,

‘’Bir kere daha bakın eğer varsa o vicdan denilen  varlık  bir yerlerde olmalı!’’ derim.

Ya kanunların ruhunda, (Bakınız Montesquie)

Ya da içinizde bir yerde!

Olan bitenden sonra ,

Sadece ve sadece  bunu merak ediyorum,

Nerede,  nerenizde ?