PALA , ZIRH , HUKUK VE RUH

18 Tem 2013

Bir Taksim klasiği ,

Gezi Park  tepkileri,

Çapulcu takımı kaçıyor,

Polis,

Biber gazı ve TOMA eşliğinde kovalıyor.

Eli sopalıları biliyorduk,

Polisin onlara dokunmadığı da malumumuzdu!

Ama o da ne?

Elinde kocaman bir pala,

Vee,

Önüne gelene saldıran bir çılgın.

Elinde su tabancasıyla şakalaşanı tutuklarken,

Eli palalı çılgına bir şey yapamayan Polis.

6 Temmuz günü Taksim Talimhanede yaşanan bu sahne sonrasında,

Bir an göz altına alınan satırlı saldırgan,

Hemen sonrasında serbest!

 

                                                                                ****

 

Olayın buraya kadar olanının,

‘’Palalı Adam’’ başlığı ile yazmış,

Ama hukuk garabetimizdeki  anlaşılmazları yazamamıştım.

10 Temmuz günkü Posta gazetesi,

Hukuk adamlarımızın , palalı adamı nasıl bıraktıklarını  yazınca,

Tekrar bilgisayar başına oturup tuşlarla halvet olmak görev oldu.

Haberin başlığı şöyle;

‘’ Pala taşımak suç değilmiş!’’

Nasılı da şu;

Mahkeme dosyasına giren bilirkişi raporundaki ifade şöyle, ‘’Bu, bir meslekte (Kasaplar ve kebapçılar kastediliyor) kullanmak için yapılan zırh tabir edilen bıçaktır, Taşınması serbesttir’’

Kısaca, bir mesleki alet!

 

                                                                                ****

 

Mesleki aletten yola çıkalım,

Berber,

Usturası var!

Dönerci,

Uzunca döner bıçağı var!

Kasap,

Bıçağın, satırın envai var!

Operatör Dr,

Bistürüsü var!

Oduncu,

Baltası var!

Sporcu, eskrim yapıyor,

Kılıcı var,

Kılıç kalkan ekibinde dansçı

Ee.. , adı üzerinde kılıcı, kalkanı var!

Çoğaltmak mümkün.

Bilirkişi güzel bir pas atmış!

Hakim de ‘’madem taşımak suç değil’’ diyerek eli palalıyı serbest bırakmış!

Şimdi , hukukçu olmayan ben bilgiçlik taslayıp da,

‘’O türdeki mesleki aletler belli bir mekanda meslek icra edilirken mesleki alettir, mekan dışında ise tehlikeli bir suç aletidir’’ desem!

Hukukçular,

‘’Madem hukukçu değilsin, sus!’’ diyecekler.

O zaman,

Bu Hukuk mantığı ile,

Kamuya açık tüm alanlar v mekanlar,

Meslek sahiplerinindir,

Alsınlar ellerine mesleki aletlerini!

Çıksınlar, yollara, meydanlara, parklara,

Adaleti özelleştirip kendi hukuklarını uygulasınlar!

Savcılar da, hakimler de, bilirkişiler de , ‘’şu suçlar, şu mahkemeler olmasa savcılık, hakimlik, bilirkişilik de  ne kadar kolay olurdu’’  diyerek,

Bir zamanların Milli Eğitim Bakanının kulaklarını çınlatsalar!

 

                                                                                 ****

 

Haaa bakın bir de Tecavüzcü Coşkun’umuz var,

Adamı milletçe milli tecavüzcü yapmadık mı?

Ona milli tecavüzcü payesini verip mesleği teşvik edince!

Ortalık tecavüzcülerle dolmadı mı?

O halde!

Mesele, mesleki aletse,

Taşımak da serbestse!

Dalsınlar alayı yollara,

Alet edevat fayrap,

Kovalasınlar kadınları!

Yakaladıklarını!..

Oldu mu?

Bilirkişi raporuna ve hakime göre,

 ‘’Oldu!’’

Sonrasını kadınlarımız, kızlarımız düşünsün.

-Tecavüze uğradım hakim bey, şikayetçiyim!

-Tecavüz aleti mesleki bir alettir , taşımak serbesttir , beraatine!

 

                                                                                 ****

 

Madem mesleki aletten yola çıktık,

Devam edelim o halde.

Meşhur Ergenekon davası.

Bir emekli subayın ofisinde ,

Masa üzerinde bulunan ve kalemlik olarak kullanılan boş bir el bombasından yola çıkılarak başlamadı mı onca trajedi?

Hem boşken, hem de hatıra olarak kalemlik olarak kullanılırken sahibi ve yüzlerce kişi 5 yıldır hapislerde çürüyorlar mı?

Nerede  bilirkişinin ‘’mesleki alettir, taşınması serbesttir’’ görüşü?

Nerede o görüşe itibar etmeyen hakimler?

Evini bir köşesinde  bir adet  boş mermi kovanı,

Askerliğini uçaksavar eri olarak yapmış bir genç o boş kovanı evinde hatıra tutarken,

Bir gizli şahit ifadesiyle evini basan polisin basına verdiği  ’’ Evde cephanelik bulundu’’ beyanatı!

Nerede , mesleki alet düşüncesi ve nerede o genci yıllardır hapislerde süründüren  vicdanlar?

 

                                                                                ****

 

O zaman şu soruyu sormak farz oldu.

Adam , bilirkişiyse,

Mesleki alet düşüncesinden yola çıkarsak,

Böylesi abuk bir karara vesile olan,

‘’Bilirkişi raporu’’ mesleki alet olabilir mi?

Bu tür garip kararlar veren bir Hakim ise,

Yine böylesi garabet dolu bir kararın gerekçesine mesnet olan,

Elindeki kanun kitapları da bir mesleki alet olabilir mi?

Verilen vicdanlardan uzak kararlara bakılırsa,

Dahası,

Adalet ve  hukuk dağıtmıyorlarsa, siyaset kokuyorlarsa, çifte standart uyguluyorlarsa,

Bilirkişi raporu da,

Kanun kitapları da,

Gereğinde ,

Birer mesleki alettir ve taşınmaları serbesttir!

 

                                                                                 ****

 

Konuyu büyüğüm , dostum , ağabeyim Evrensel Erdoğan’la tartışıyoruz,

Bana söylediği ‘’Şayet 3 asır önce yaşamış büyük Fransız düşünürü Montesquieu’nun dilimize‘Kanunların Ruhu’’ adıyla çevrilen  (De L’Esprit des Lois) yazıldığı günden bugüne kadar tüm hukukçular için bir baş yapıt kabul edilen eserini günümüz Türkiye’sinde  yaşananları görüp de bugün yazmaya kalksaydı o eserinin adını muhakkak Kanunların Ruhsuzluğu koyardı’’ cümlesi çok anlamlı geldi.

Ne diyebilirim , doğru söze şapka!

Kanun koyucuların, kanunların,  uygulayanların ruhsuzluğunun tavan yaptığı günümüzde kanunlararuh katan Montesquieu’yu andık.