TÜRKİYE DEVREDE

07 Haz 2017

Konu malum, Katar..

Arap aleminden dışlandı.

Hem de, “Terörist gruplara destek veriyor” gibi çok ağır bir suçlamayla.

Konu ilk bakışta “Arap alemi arasında bir mesele” olarak görünüyor olsa da,

“Acaba öylemi?” sorusu sorulmuyor da değil.

Gerçekten Katar’a tavır koyan 7 Arap ülkesinin elinde Katar’ın teröre destek verdiğine dair kuvvetli deliller mi var?

Yoksa, Amerika işin içinde mi?

7 Arap ülkesi Katarı çok ağır suçlamayla itham ederek tüm ilişkilerini kestiler.

Ama henüz ele avuca gelir, “Haa adamlar haklı” denilecek kıvamda deliller paylaşamadılar,

Tez zamanda dünya kamuoyunu ikna edici deliller sunulmazsa,

Trump’ın son Arabistan ziyareti rivayet kıvamından  çıkar ve Trump’ın işi denilebilir.

*

Ne demek Trump’ın işi?

Seçim kampanyası öncesi rakibi Demokrat Parti adayı Hilary Clinton’un vakıflarına ve  kampanyasına parasal destekte bulunan bazı Körfez ülkeleri fonları “Obama yönetiminden Amerika’da ballı işler alıyorlar” şeklinde bir iddia ileri sürülmüştü. O körfez ülkeleri içinde en çok Katar ve Katar fonlarının adı geçiyordu.

Seçime birkaç gün kala Trump ekibi bu konunun çok üzerine gitti. Sonunda FBI inceleme başlattı ve seçime 2 gün kala “Bu iddia konusunda hiçbir delil bulunamadı” şeklinde bir açıklama yaptı.

Seçim kampanyası sırasında Trump “İlk işim FBI başkanını görevden almak olacak” demişti.

Ne oldu?

Kısa bir süre önce Trump FBI başkanını görevden aldı.

Hemen ardından Suudi Arabistan’a hayli ballı bir ziyaret yaptı ve ardında 7 Arap ülkesi Katarı ağır bir şekilde suçlayarak izole ettiler.

Bir de şu var.

Katar’a konulan yaptırım sonrasında Trump’ın attığı bir tweet de “Ortadoğuda radikal ideolojiye  destek verilmeyeceğinin altını çizmiştim. Liderler Katar’ı işaret etti bakın” demesi de oyunun şeklini belli eden bir işaret.

“Ne demek Trump’ın işi?” sorusunun cevapları bunlar olsa gerek!

*

Bir başka tez de şu;  

İran kökenli Şii terörist grupların 26 Katar Emiri ailesinin kaçırıp fidye istemeleri ve Katar’ın da bu terör grubuna 1 milyar dolar fidyeyi ödeyerek emirin ailesi  üyelerini serbest bırakmaları.

Bu kurtarma operasyonu “Teröristle pazarlık edilmez” düşüncesinde olan Amerika’da “Terörist gruplara destek veriyor” şeklinde yorumlanıyor.

*

Bugün İran’da silahlar patladı. İran Meclisi ve İmam Humeyni’nin türbesi civarından silah sesleri duyuldu ve ölümlü haberler gelir oldu.

Son zamanlardaki Katar – İran yakın ilişkisi 7 Arap ülkesinin Katara tavır koymalarında açık edilmese de bir neden olarak da gösteriliyordu.

“Olayın hemen arkasında İran’ın karışması bu oyunun bir  parçası mıdır?”

Son günlerdeki yaşananlara bakılırsa mümkündür..

Bekleyelim onun da kokusu yakında çıkar.

*

“Bu işin arkasında bir oyun var”

Bu cümle Erdoğan’a ait.

Cümlenin arkası da var tabii.

“Bölgede farklı bir oyun oynanıyor. O oyunun arkasında kimler var tespit etmiş değiliz. Bölgenin karışması için fırsat kollayanların umutlarını boşa çıkarmalıyız.”

Cümledeki “Bölgede bir oyun oynanıyor” ifadesine katılırken,  “Oyunun arkasından kimler var tespit etmiş değiliz” kısmı ilginç.

Bilmiyor olabilir mi?

Güldürmeyin beni..

Devam edelim.

“Katar’a yapılan yaklaşımı doğru bulmuyorum. Katar’ın terör örgütlerine karşı verdiği etkin mücadeleyi yakınen bildiğimden üzerimize düşeni yaparız. Katarın terör zanlısı olarak itham edilmesi ağır bir itham olarak görüyorum” da demiş.

Cümle çok acele bir şekilde “Katardan yana taraf olduğumuzu anlayabilmek zor değil. Bir “Kefilim “ demediği kalmış o da yakındır her halde!”

Aceleye getirilmiş bu taraf olma başımıza olmadık işler açabilir.

Adımız Katar’la beraber “Terörist’e çıkabilir”

“Üzerimize düşeni yaparız” bu cümlede herhangi bir davet yokken durumdan vazife çıkararak “Arabuluculuğa” soyunmak olarak gördüm.

Bu da aceleye getirilmiş bir karar.

“Bekle, herkes eteklerindeki taşları döksün, sus, dinle, ara araştır, bir talep gelirse konuya müdahil ol”

Diplomasi bunu gerektirir ama ahh nerede?

Bugünkü yandaş basın ağız birliği etmişçesine “Türkiye devrede. Arabulucu Erdoğan konuya el koydu” şeklinde manşetler atmışlar.

*

Ortadoğu bataklığında başımızdaki belalar yetmiyormuş gibi bir yeni bela mı arıyoruz acaba?