HİKAYESİZ KALMAK.

21 Eyl 2013

Patronlar kulübü TUSİAD’ın Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Erkut Yücaoğlu hükümetin dış politikasını sert bir şekilde eleştirmiş.

Eleştiri bir demokratik hak.

Siyasetin arka bahçesi olmayı değil de,

Sorumluluk duyan bir sivil toplum örgütüysen yanlışları söylemek de bir görev.

Patronlar adına konuşan başkan da öyle yapmış.

“Sıkıntılı bir sürece girdik çünkü anlatacak bir hikaye kalmadı!”

Evet anlatacak hikayenizin olmaması iyi değildir.

Reklam şirketlerinin reklamlarda en çok ihtiyaç duydukları temsil ettikleri ürünün bir hikayesinin olmasıdır.

Marka olma yoluna çıktıysanız ilk ihtiyaç duyacağınız bir hikayenizin olmasıdır..

Hikayeniz yoksa nafiledir.

Öyle ya,

“Komşularla sıfır sorun “ deyip güzel bir hikaye yaratıp,

Kısa sürede alayı ile papaz olup o hikayeyi tüketir dünya alemde yalnız kalırsanız, arkanızda dost değil düşman olur.

İşte İsrail , işte Libya , işte Suriye, işte Mısır ve dahi işte Irak ve yakında İran.

Ortadoğunun lideri olma hikayesinin bittiği alanlar.

İşte, süreç denilen muamma, işte Gezi denilen direniş, İşte ODTÜ!

Usta her birinde kendince bir hikaye aradı.

Hikaye içinden hikaye çıkarmaya kalktı,

Sonuçta çırak çıktı, hikayesiz kaldı.

Şimdi “Demokratikleşme paketi” hikayesi peşinde,

Geçen Cuma açıklanacaktı, dünkü Cuma’ya sarktı, şimdi de ay sonuna,

Anlayacağınız, demokratikleşme paketi de hikaye!

Kısaca, imaj her şeydir,

Ama , ele avuca gelir sağlam bir hikayeniz yoksa,

Ağzınızla kuş tutsanız nafiledir…

 

                                                                                  ****

 

Güzel bir hikaye, düzgün bir dille anlatılır.

Gelin görün ki dilimiz yaralı.

Günlük kullanımdaki yabancı kelimelerdeki giderek artan seyir Türk Dil Kurumunu (TDK) rahatsız ediyor.

TDK’ de bu ihtiyaçtan , dilimizdeki  yabancı kelimelere Türkçe karşılık aramakla meşgul.

Hostese “Gökkonuksal avrat” , otobüse  “Çok oturgaçlı götürgeç” gibi abuk kelimeleri hatırlayanlarınız vardır.

TDK  şimdilerde de Tıp terimlerinin Türkçe karşılığını aramakla meşgul.

Size , “Doktorlar tambakı sırasında köprülemeyi  arabulur’la yaparlarken bulaş  savmaya karşı fışırdayan almamı önerdiler!” desem ne anlarsınız?

Bir şey anladığınızı sanmıyorum.

Sözde dilimizi yabancı kelimelerden arındırırken düştüğümüz hale bakın!

Hemen merakınızı gidereyim.

Yukarıdaki cümlenin tercümesi şudur.

Doktorlar check-up sırasında by-pass’ı dedektörle yaparlarken dezenfeksiyon için efervesan almamı önerdiler!”

“Ya sabııırrr!”

“Birader bunlar Tıp dilidir, Tıp dili Latincedir ve her dilde öyle kullanılır” diyen yok mu?

Sokak dili bitti, sıra Tıp diline geldi öyle mi?

Önce , çık sokağa bak bakalım dilin ne hale gelmiş!,

Her inşaatın adı, “yapı ya da yerleşke” değil,

İlla’ki “Residance” olacak,

Falanca şehir yok, “City” var,

Filanca toplu konut kesmiyor,

Ya “Kompleks” ya da “site” olacak.

Oba, ev, hane, bina, köşk , konut, konak,malikane, hatta saray deyip de,

“Palace” veya “Plaza” demezseniz  karizmanız anında  çiziliyor.

Rezidance’deki havuza, “Pool” demelisiniz,

Spor salonuna değil “Fitness’e” gitmelisiniz.

Sağlık ve güzellik merkezi değil “Healt and Beauty Center” olmalı.

Yeni yapılar yabancı isimlerle  anılmıyorlarsa,

Gecekondu muamelesi yapmakta sakınca yok.

Amerika’da Manhattan varsa bizde de olacak,

Hem de en gökdelenlisinden.

“Soho” olmazsa olmaz,

Ya, “Fifty Aveneu?”

Olmaz mı, Nişantaşı’nın göbeğinde var,

Paris’in ünlü “Champs –Elysees”i,

“Şanzelize” adıyla cadde de mekan tutmuş,

Hatta Gaziosmanpaşada kahvesi dahi var okeye dördüncü arıyor!

İtalya’nın Venedik’i, koca İtalya’ya sığmamış,

Gondollarını almış gelmiş Kartal da köşe tutmuş,

“Nerede oturuyorsun?”

“Venice de, San Marco meydanının geçince gondolcu Alberto’ya sor gösterir!”

Kıro pazarlama müdürü olmuş,

Business kartına “Sundaying Manager” yazmış,

Çay ocağı üzerinde tabela var,

“Tea January” yazıyor.

İskender döner ‘in menüdeki adına yaratıcı arkadaş isim koymuş,

 “Alexander Return” demiş.

“İstinye Park’a gidiyorum” değil,

“Ay-pi’ye (İP) gidiyorum” demezseniz sosyete ayarınız kayar!

“Neredesiniz ?”

“Ay –Pi’deyim şeker!”

Şirket Yönetim Kurulu Başkanı, “President”,

Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, “Vice President”,

Sanırsınız ki Beyaz Sarayı yönetiyorlar.

Dilimiz bu haldeyken,

TDK işi gücü bırakmış , Tıp terimlerine kafayı takmış!

 

                                                                                  ****

 

Patronlar kulübü olarak nitelenen YİK Başkanı “Anlatacak hikaye kalmadı” derken haksız mı?

Yerden göğe kadar haklı , Hikaye şart,

O hikayeyi anlatabilmek için de  kirlenmiş değil, temiz, düzgün bir anadil şart!

Gerisi hikaye!