AB, GÜMRÜK BİRLİĞİ VE SERBEST TİCARET ANLAŞMALARI TARTIŞILMALIDIR.

21 Eki 2013

Dış Ticarette DURUM Türkiye Dış Ticaret Derneği TURKTRADE için hazırladığım ve DURUM dergisi Ekim sayısında yayınlanan makalemi Turktrade yetkililerinin izinleriyle surekavi.com okurlarıyla paylaşıyorum.

Geçen 54 yıl ve hala üye değiliz.

İlk müracaattan (1959 ) günümüze 54 yıl geçmiş.

Ankara Anlaşmasından bu yana (1963) 50 yıl geçmiş.

Gümrük Birliği İmzalanmasından bu yana da 17 yıl geride kalmış.

Hala tam üye değiliz!

Olamadığımız gibi, onlar kabule hazır olmadıklarını her fırsatta ifade ediyorlar,

Biz de her fırsatta istiyormuşuz gibi yapıyoruz.

Sonuç, ucu açık bir süreç ve siyasetçilerin belli bir amaç için kullandıkları bulunmaz bir araç.

Tam üye olabilmek için önümüzde sözde 35 fasıl var.

Sözde diyorum çünkü bilinenler bunlar.

Ya bilinmeyenler?

Çevre faslı açılmış, müzakere edilmiş, ama tüm üyelerce imzalanmadığından henüz AB resmi gazetesinde yayınlanıp işlerlik kazanmamış.

Yani, boş bir beklenti!

Diğer 34 fasıldan son bir tanesi kısa süre önce açılır gibi yapıldı.

Ama şimdilik müzakere söz konusu değil.

Bir başka anlatımla kamu oyu siyaseten kandırıldı.

Geri kalan 33 fasıl Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Fransa’nın ambargosu altında açılacağı yok.

Hükümette bu konulardan sorumlu “Baş müzakereci” sıfatlı bir bakan var.

O’da AB hariç her konuya teşne bir durumda.

Hasılı gerek Türkiye için ve gerekse AB için Avrupa Birliğine tam üyelik ve İçeriğindeki Gümrük Birliği gerçekleşecek gibi durmuyor.

****

GÜMRÜK BİRLİĞİ :

Ankara Anlaşmasının 1. dönemi olan “Hazırlık Döneminden” sonraki ikinci dönem yani “ Geçiş Dönemi” olarak isimlendirilen 22 yıllık bir dönem.

Kısaca taraflar arasındaki ticarette mevcut gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarıyla, her türlü eş etkili tedbirin kaldırıldığı ve ayrıca, birlik dışında kalan üçüncü ülkelere yönelik olarak da ortak gümrük tarifesinin uygulandığı bir ekonomik entegrasyon şekli olarak tanımlanabilir.

Bu tanım Türkiye ile AB arasında Roma Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra 1959 yılında Türkiye’nin AB ne katılmak üzere müracaatı ile resmiyet kazanmıştır. 1963 de imzalanıp 1964 de yürürlüğe giren Ankara Anlaşmasıyla üç safhalık bir uygulama başlamış ve böylece ilk olarak “ Hazırlık Dönemi”nin sonrasında katma protokolün 1 Ocak 1973 de devreye girmesiyle “Geçiş Dönemi” yani Gümrük Birliği (GB) süreci başlamıştır.

Bu dönemin hemen sonrasında AB, 1971 yılı itibariyle Türk menşeli sanayi ürünlerinin ve bazı işlenmiş tarım ürünlerinin gümrük vergileri sıfırlanırken bazı ürünlerde de kotalar kaldırılmıştır. Türkiye’de AB menşeli sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlamasını ön görmüş ve böylece 22 yıl sürecek dönemlik bir yola çıkılmıştır.

Ancak 1974 yılında yaşanan petrol krizi ve Kıbrıs savaşı Türkiye’nin katma protokol şartlarını yerine getirmesini zorlaştırmış ve bir süre aksamıştır. Aksama süresi ağırlıklı olarak 1979 -1983 yılları arasında yaşanmış 1983 yılından itibaren tekrar bir hareketlik kazanmıştır. Türkiye’nin 14 Haziran 1987 de yaptığı tam üyelik başvurusu akabinde taraflar arasında yapılan görüşmeler sonrasında 6 Mart 1995 de 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) ile ve ‘’Gümrük Birliği Kararı” adı altında 1 Ocak 1996 da son döneme girilmiştir.

 

AKSAYANLAR NEDİR ?

Bilindiği gibi AB yetkilileri, başta, Fransa ve Almanya olmak üzere, Türkiye’nin tam üyeliğine sıcak bakmadıklarını açık açık söylemektedirler.

Diğer üyeler de “Şunları , bunları yap öyle gel” demekle beraber pek istekli değiller.

“Gel” diyenlerin belli bir tarihi yok. Belli bir tarih veremediklerinde “Ucu açık” ifadesini kullanıyorlar. Bu ifadenin açık anlamı “Gelme” demek olsa da, istediklerinin tamamı yerine getirilse de, yeni istekler o ucu açık süreçte hep istenilecek.

Bu süreçte “İmtiyazlı Ülke” terimi politikalarının gidişatına göre zaman zaman kullanılacak.

“Avrupalı değilsiniz” cümlesini sıklıkla duyarken, Türkiye tarafından da “Sizler Hıristiyan kulübüsünüz “ diyerek iş dinsel ayrımcılığa getirilecek.

Hasılı ne AB tarafı ne de Türkiye’deki siyasi yönetim her iki tarafta Türkiye’nin tam üye olmasını istemezlerken bunu açıkça söylemeyecek günün politikasına göre karşılıklı göndermelerle süreci uzatacaklar.

Bu kısa açıklamadan da tahmin ettiğiniz gibi AB ile Türkiye arasında tam üyelik anlamında doğru gitmeyen bazı şeyler var.

Bu bir sır değil ve bazı aksamaların olduğu karşılıklı atışmalarla alenen ortada.

O zaman gelin bu aksamalara göz atalım;

 

Aksamaları Üç ana grupta toplayabiliriz.

  • Serbest Dolaşımdaki aksamalar,

  • Serbest Ticaret Anlaşmalarındaki aksamalar,

  • Müzakerelerin devamındaki aksamalar.

 

Serbest Dolaşımdaki Aksamalar;

Halk arasında bilinen diliyle, VİZE.

Türk halkı ne amaçla olursa olsun AB ülkelerine gideceklerse AB ülkelerinden Vize denilen dolaşım iznine tabiler.

Bu izni alabilmek hem meşakkatli, hem parasal güç gerektirmekte, hem de aşağılanma içermektedir. Daha da ağırı bu izne tabi olsalar dahi gittikleri ülke kapısından hiçbir gerekçe gösterilmeden geri çevrilebilmekteler.

İnsan haklarına aykırı, ırkçılık dini ayrımcılık içeren bu kabul edilemez tavır maalesef hala en büyük sorun ve maalesef bu şekliyle devam edecek gibi görünüyor.

Vize denilen aşağılanmanın bir başka boyutu daha var.

İhracata konu olan mallarımız serbest dolaşımda ama o malları satan ve satmak için pazarı dolaşmaya ihtiyaç duyan iş adamları değil. Onlar da vizeyle engellenirlerken ticari anlamda haksız rekabette yaratılmakta.

Dahası, ihracat mallarımızı taşıyacak kamyonlarımızın sayıları hem geçiş ücretine hem de kotaya tabi. O kamyonları kullanacak şoförleri çok sınırlı vizelerle dolaşımları engellenmekte. Kısa süreli şoför vizeleri nakliye şirketlerimize çok sayıda şoför istihdamı bir zorunluluk ve maliyet de yüklemektedir.

Kısaca , “Malların Dolaşımları serbesttir” ama iş adamlarının, şoförlerin ve kamyonların dolaşımları serbest değildir.

Bu kısıtlama ya da engel, iş adamlarımızın iş ilişkilerini , fuarlara katılımlarını, öğrencilerin dış eğitimlerini, sporcularımızın sportif faaliyetlerini, akademisyenlerin akademik çalışmalarını, konferanslara katılmalarını, hastaların tedavilerini, turistlerimizin gezip görmelerini , sanatçılarımızın sanatsal faaliyetlerini İnsan hakkı anlamında olumsuz etkileyen bir yaptırımdır.

Serbest Ticaret Anlaşmaları :

1996 dan bu yana GB anlaşmasının bu pazara İhracatının artması ve en büyük ihracat pazarı olması nedeniyle fayda sağlamıştır. Şüphesiz en büyük ithalat yaptığı ülke grubu da AB dedir.

Bu faydalı yanları yanı sıra aksayan ticari yanları da elbette vardır.

Anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1996 yılında AB ticaret politikası GB 1/95 anlaşması sırasında “Çok Taraflı Anlaşmalardan” yanaydı. Bu anlaşma sonrasında AB ekonomi politikası “İkili Anlaşmaları” (STA) ları seçince Türkiye sorunlar yaşamaya başladı.

Sorunlar yaşamaya başladı, çünkü GB anlaşmasının (OKK.Md 16) şöyle demekteydi.

Türkiye AB’nin tüm Ticari Politikalarını ve ortak rekabet politikalarını üstlenmiştir”.

İşte bu madde değişen AB ticari politikasında Türkiye’nin elini , kolunu bağlayınca Serbest Ticaret Anlaşmaları bağlamında başımıza büyük dertler açtı.

AB Ticari politikası gereği karşılık bulduğu her ülkeyle “İkili Anlaşmalar” yani Serbest Ticaret Anlaşmaları yapabilmekte.

Şimdi gelelin zurnanın “zırt” dediği noktaya;

AB bir ülkeyle STA imzaladığı anda anlaşma imzaladığı ülkenin malları Türkiye pazarında AB anlaşması şartlarında serbest dolaşıma girerken Türk mallarına o ülkede aynı hak tanınmamaktadır.

Bu ciddi bir haksızlık ve haksız rekabet yaratan bir tuhaf uygulamadır.

GB anlaşması her ne kadar AB’nin bir ülkeyle STA müzakerelerine başladığı anda Türkiye ye de aynı hakkı tanıyor olsa da AB ile STA müzakerelerindeki ülke avantajı nedeniyle Türkiye ile STA müzakeresine oturmamaktadır.

İşte AB ile imzalanan GB’nin ülkemizin başına açtığı en büyük ticari problem STA’larındaki bu tuhaf durumdur.

Oysa, GB süreci Türkiye’nin tam üyeliğe geçişteki hazırlık dönemidir. Bu dönemde Türkiye AB standartlarında ekonomik güç sağlayacak tam üye olduğunda bir taraftan AB ne yük olmazken diğer taraftan da ekonomik , sosyal ve kültürel oluşumunu AB standartlarına getirecektir.

Gelin görün ki, STA lar bu yapısıyla beklenilenin tam aksini yapar ve Türkiye yi AB den süratle uzaklaştıran, rekabet gücünü kıran bir yapıdadır.

Türkiye’nin STA imzaladığı bazı ülkeler ; Arnavutluk-Bosna Hersek-Efta Ülkeleri-Fas-Filistin-Gürcistan-İsrail-Karadağ-Makedonya-Mısır-Sırbıstan-Suriye-Şili ve Tunus gibi ekonomik anlamda zayıf ülkelerdir. ( Bu gurupta ekonomisi güçlü olan tek ülke Güney Kore ile STA imzalanmış ancak henüz Resmi Gazetede yayınlanmamıştır)

STA müzakereleri devam eden ülkeler; Ukrayna-Kolombiya-Ekvator-Malezya-Moldova-Kongo Cumhuriyeti-Gana-Kamerun-Şeyşeller ve Libya dır. Bu ülkelerin de ekonomik anlamda hallice oldukları söylenemez.

STA başlama girişimdeki ülkeler ise şunlardır; ABD-Kanada-Japonya-Hindistan-Endonezya-Vietnam-Orta Amerika Grubu ülkeler-Diğer Afrika Ülkeleri-Karaip Ülkeleri grubu-Pasifik ülkeleri-Cezayir-Meksika,Güney Afrika Cumhuriyeti.

AB’nin son STA imzaladığı Güney Kore ile müzakereler tamamlanmış ama henüz Resmi Gazetede yayınlanmamıştır G.Kore de başlangıçta Türkiye ile STA müzakerelerine anlaşmayı AB ile imzalamadan yanaşmamıştır. Aynı sorun şu anda Hindistan ile yaşanmakta bu ülke bütün yaklaşımlarımıza şimdilik olumsuz cevap vermektedir. Hatırlanacağı bir AB ile ABD Serbest Ticaret Anlaşmaları görüşmeleri başlamak üzeredir. Başbakanın son ABD seyahatinde çantasındaki dosyada ABD ile STA müzakere talebi vardı. Görünen o’ki bu talep de öncekilerin akıbetine uğrayacak. Nitekim bir süre önce Ekonomi Bakanı Çağlayanla, ABD Dış İşleri Bakanı arasındaki ticari görüşmelerden önce Çağlayan’ın “STA’ları belki görüşebiliriz” şeklindeki açıklaması ABD tarafının henüz yeşil ışık yakmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Bu elbette istediğimiz sonuç değildir.

Zira AB ile STA imzalayan ülke malları ülkemizde gümrüksüz, engelsiz serbestçe dolaşıyorlarken Türk malları o ülkelere koruma kalkanları altında, gümrüklü ve her türlü engelle dolaşmaya çalışmaktadırlar.

Bu engeller ülkemizi sadece 27 ülkeyle sınırlı AB pazarıyla ticaret yapmaya zorlamakta ve dünya pazarlarına açılmamızı engelleyen en büyük engel olarak önümüzde durmaktadır.

Bu noktada önemli gördüğüm bir noktaya değinmekte fayda görmekteyim.

 

AB’nin STA imzaladığı her ülkeyle aynı şartlarda STA imzalamak ne kadar işimize gelir?

STA’lar basit anlamda bir alış veriş sistemidir. Bu alış veriş sisteminde özellikle ekonomik değerlerde yakınlık veya eşitlik aranan önemli özelliktir. AB kendi gücünde eş anlamlı bir ülkeyle STA imzalarken bizim de aynısını imzalayacağız dememiz teknik açıdan aleyhimize bir durum yaratabilir. STA imzalayacağımız ülkeyle ekonomik anlamda, fiyat ve kalite bağlamında dengeli ve rekabet edebilir düzeyde değilsek o STA aleyhimize çalışabilir. Bu tür bir STA’nı hiçbir ülke istemez.

Ancak, AB ile STA imzalaması halinde çarklar tek taraflı ve AB ile STA imzalayan ülke çıkarına çalışacağından ekonomik denge olmasa dahi o ülkeyle STA imzalamak zorunlu olmakta.

O zaman dile getirilmesi gereken doğru cümle: “AB’nin STA imzaladığı ülke ile aynı zamanda fakat o ülkeyle ülkemiz ekonomik dengelerini koruyan anlamda bir STA imzalamalıyız” olmalıdır.

GB sonuçta Allah emri değildir. Yanlışları, aksayan yerleri müzakere edilir ve düzeltilir.

Tek eksik, bu sorunlarımızı AB yetkilileriyle görüşüp halledebilecek siyasi görüşün olmayışıdır.

Karşılıklı verilen demeçlere bakılırsa her iki taraf da bu görüşten çok uzak bir yapıdadırlar.

 

Müzakerelerin devamındaki aksamalar;

9 Aralıkta 1991 de imzalanan ve 1 Ocak 1993 de yürürlüğe giren Maastricht kriterleri AB’ne üye ülkelerin Ekonomik ve Para Birliğine katılabilmek için gerekli şartları düzenler.

Kopenhag kriterleri ise AB’ne tam üyelik koşullarının esaslarını belirler.

 

Maastricht kriterleri;

  • Toplulukta en düşük enflasyona sahip 3 ülkenin ortalaması ile aday ülkenin enflasyon oranı arasındaki fark 1.5 puanı geçmemelidir.

  • Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı %60’ı geçmemelidir.

  • Aday ülkenin bütçe açığı üye ülkelerin GSYİH’sına oranı % 3’ü geçmemelidir.

  • Uzun vadeli faiz oranları 1 yıllık dönemde fiyat istikrarı anlamında en iyi sonucu gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşamaz.

  • Aday ülke parası son 2 yıl itibariyle her hangi bir Üye ülke parasına karşı devalüe edilmemiş olmalıdır.

 

Bu 5 ana kriterde basit bir hesap yapılırsa ne kadar zor bir müzakere aşamasının bizi beklediği çok açık.

Her ne kadar ekonomik yapımız bir çok AB ülkesinden çok daha iyi görünmesine rağmen, son yaşanan ekonomik krizle özellikle AB ülkelerinin bir çoğunun yaşamakta oldukları ağır kriz şartları yukarıda gerçekleşen verilerde mukayese yapılmasını zora sokmaktadır.

 

Gelelim Kopenhak kriterlerine;

1993 de Kopenhak’da imzalanan kriterler Avrupa Birliğine üye olabilmek için yerine getirilmesi gereken kriterlerdir. 3 ana grupta şekillenmiştir.

 

  • Siyasi kriterler: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıkların haklarının teminat altına alan kurumların istikrarlı biçimde işlemesi.

  • Ekonomik kriterler: İşleyen bir Pazar ekonomisine sahip olmanın yanı sıra AB içerisindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş edebilme kapasitesi.

  • Müktesebata uyum: Üyelikten kaynaklanan yükümlülükleri üstlenebilme yeteneği.

 

3 ana başlık size hem basit görünebilir, hem de uzun ince bir yolda kaybolmak anlamına gelebilir. Bu Üç ana başlık altındaki kelimeler anlamında tek ,tek bakacak olursak “Müktesebat” denilen ve 35 maddeden ifade elden fasıllar demeti karşımıza çıkar.

Her faslın tek tek ele alınıp enine , boyuna müzakere edilip bir karara bağlanması, o kararın tüm ülkelerde imzalandıktan sonra topluluk resmi gazetesinde yayınlanması o ülkeyi tam üye yapar.

 

Gelin bu aşamada 3 Ekim 2005 de başlayan müzakere sürecinde müzakere edilecek 35 fasıl nedir onlara bakalım.

 

“ Malların Serbest Dolaşımı – İşçilerin Serbest Dolaşımı – İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunum ve Serbestisi – Sermayenin Serbest Dolaşımı – Kamu Alımları – Şirketler Hukuku – Fikri Mülkiyet Hukuku – Rekabet Politikası – Mali Hizmetler – Bilgi Toplumu Medya – Tarım ve Kırsal Kalkınma – Gıda Güvenliği ,Veterinerlik ve Bitki Sağlığı – Balıkçılık – Taşıma Politikası – Enerji – Vergilendirme – Ekonomik ve Parasal Politika – İstatistik – Sosyal Politika ve İstihdam – İşletmeler ve Sanayi Politikası – Trans-Avrupa Şebekeleri - Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu – Yargı ve Temel Haklar – Adalet Özgürlük ve Güvenlik – Bilim ve Araştırma – Eğitim ve Kültür – Çevre – Tüketici Sağlığının Korunması – Gümrük Birliği – Dış İlişkiler – Dış Güvenlik ve avunma Politikaları – Mali Kontrol – Mali ve Bütçesel Hükümler – Kurumlar ve Diğer Konular”.

 

35 fasıldan Çevre faslı müzakereleri bitmiş ama henüz topluluk resmi gazetesinde yayınlanacak hale gelmemiştir.

8 Fasıl Kıbrıs blokesi nedeniyle askıdadır.

5 Fasla Fransa bloke oymuştur.

“Bilim ve Araştırma faslı” müzakere açılması gündeme gelmiş ancak henüz müzakerelerin başlama kararı alınmamıştır.

35 faslın tamamı 27 ülkenin oy birliği ile kabul edilip, imzalanmak zorunda. Bir üyenin dahi olumsuz yaklaşımı tam üyeliği engeller bir neden.

 

Görülüyor ki, ülkemizi tam üye yapacak 35 faslın durumu hayli vahim.

Vahim çünkü AB tarafından belli dönemlerde hazırlanan ilerleme raporları, o raporların içeriğindeki insan hakları, gazetecilerin hapsedilmeleri, polisin orantısız güç kullanması, eksik demokratik değerler, günlük yaşama müdahale gibi önemi faktörlere verilen notlar müzakerelerin başlamasına yeşil ışık yakar nitelikte değil.

 

Tam üyelik için 35 fasıldan geçer not almamız da kanımca yeterli değil.

 

AB ülkelerinde yaşayan yaklaşık 6 milyon insanımızın kültürel ve sosyal yaşamları ortada. Avrupa’da yaşayan insanlarımızın gösterdikleri sosyal ve kültürel uyumsuzluk yanı sıra yıllar öncesinden içlerine yerleştirilen “Milli Görüş” denilen şeriat eksenli yaşam tarzındaki ısrarları, çeşitli cemaatlerin bölünmüş, kutuplaşmış yapıları, camilerini dahi ayırmaları, tüm dünyada “İslamafobi”nin yaşandığı bu günlerde Türkiye’nin önünde büyük bir engel.

AB ülkeleri için Türkiye problemli bölge olan Ortadoğu ile AB ülkeleri arasında çok önemli bir tampon. Türkiye’nin tam üye olması halinde AB sınırlarının problemli bölge ile sınırdaş (komşu) olacağı gerçeği Türkiye’yi AB den uzak tutan bir başka önemli neden.

Türkiye’nin Son Irak , Suriye ve Mısırla yaşadığı uzlaşmaz “komşularla sıfır sorun” politikasından hayli uzak yaklaşımı ve giderek Laik yapısından uzaklaşan tavrı diğer problemlerden bazıları.

AB yöneticilerin özellikle son yıllarda mevcut siyasi hükümetimizden gördüğü “istiyormuş” şeklinde süslediği isteksiz tavır da bu nedenlere eklenince ucu açık olarak belirlenen süreç devam edecek gibi.

 

HASTA ADAM AB

 

Ekonomik kriz içerisinde boğuşmakta olan AB üyeleri için , bu başlık ekonomimizin çok iyi olduğunu söyleyen siyasi iktidar ve “Bizi AB ne almıyorlar oh olsun” diyenler için güzel bir başlık olmalı.

Yıllardır “Hasta Adam” denilerek küçümsenen Türkiye’nin içinde bir “Uhde ” olarak kalan bu cümle, bugün Türkiye’ye o sözü kullananlar için kullanılıyor.

Ancak ,

AB en büyük ihracat pazarımız.

Hasta olması bizi memnun etmemeli.

6 milyona yakın insanımız o ülkelerde ekmek yiyorlar, ekonomik sorun yaşayıp işsiz kalmaları bizi üzmeli.

Dahası 170 bin yatırımcı vatandaşımızın yaklaşık 200 milyar Euro değerindeki ticari ve sınai yatırımlarının o pazarda olduğu unutulmamalı.

Ülkemizdeki ciddi yatırımların önemlileri ve çoğu AB yatırımcılarına ait.

Evet, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İspanya, Portekiz, Macaristan, Bulgaristan, Romanya , hatta İtalya ve Fransa’nın ekonomik krizden hayli etkilendikleri bir sır değil.

Ama AB yönetiminin ekonomik krizler yaşayan bu ülkelere yardımda cimri davrandıkları da söylenemez.

Başta Almanya olmak üzere, Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a mali destekleri ciddi boyutlarda.

Bu destek, AB karizmasını kurtararak , birliği korumak anlamında zaruri.

Ama nereye kadar?

AB pazarı krizlerden ne kadar etkilenirse etkilensin,

Euro para birimi ne kadar hareketlenirse hareketlensin,

Bu Pazar Türk sanayicisi, ihracatçısı, turizmcisi , orada yaşayan vatandaşlarımız ve yatırımcılarımız için hayati önemde bir pazar.

O zaman,

Hasta Adam” betimlemesi yanlış.

Unutmamalı ki, ihracatımızdan yüzde 45 pay alan AB pazarı hapşurursa,

Biz yatak döşek yatacak derecede hastalanırız.

Sonuç olarak,

Müzakere ederek , uzlaşarak , tam üye olmakta sonsuz fayda var.