ERİK HIRSIZI

27 Tem 2017

Ekonomi Bakanı Zeybekci alem bir bakan.

Ekonomi bilmediğini biliyorduk,

Gümrük Birliğinden habersiz  olduğunu da dün öğrendik.

AB’nin “Gümrük Birliğini güncelleştirmeliyiz” demesini nasıl anladıysa verip veriştirmiş AB yönetimine.

O çıkışından “AB nedir, Gümrük Birliği ne ifade eder. Ne kazandık ne kaybettik? zerre bilgisi olmadığını anlamış olduk.

Bu bağlamda gelin önce ne dediğine bakalım.

“Gümrük Birliğinin Güncelleştirilmesi Türkiye’ye sağlanan bir iltimas bir avantaj gibi gösterilmesi son derece yanlış. Bu hem menfaat temin etmek, hem de bahçeden erik çalıp bağırmak gibi bir şey” Dedikleri bunlar..

*

Gelin bakanın “Gümrük Birliğini bir iltimas bir avantaj sunmuşlar gibi..” dediklerine bakalım.

Türkiye AB içinde tam üye olmadan Gümrük Birliğine (GB) girebilen tek ülke.

Halen örneği yok.

Dahası, GB uygulamasına girilen tarih olan 1 Ocak 1996 yılından çok daha önceki yıllarda bazı sektörlere kıyak yapılarak gümrük vergileri sıfırlandığı da bir gerçek. O sektörler yıllardır İhracatımızın lokomotifi sektörler.

Ve o tarihlerden sonra  iltimas yapılan sektörlerde yatırımların arttığı ve paralelinde ihracatımıza avantaj kattığı ve bu bağlamda ihracatımızın arttığı da bir başka gerçek.

Tam üye olmadan Avrupa’dan alınan fonlarla yapılan Ar-ge, Ür-ge  projelerinin katkıları iltimas, avantaj değiller miydi?

Gümrük Birliğinin sağladığı iltimas ve avantajlar sayesinde ülkemize yatırım yapan Yabancı Sermaye miktarına bakın. O yatırımların verdiği güvenler AB dışı ülkelerinde yatırımlar yaptıklarını görün. Gerek sanayicilerimizin ve gerekse Bankalarımızın GB sayesinde kolayca dış kredi buldukları gerçeğini de unutmayın.

Yıllardır ve bugün  en çok ihracat yaptığımız ülkeler AB ülkeleri. Genel İhracatımızın yüzde 50’ne denk gelen bu başarı o iltimas sayesinde sayın bakan.

*

Gelelim güncelleme gereğine.

Gümrük Birliği AB ile zamanın şartlarında imzalanmıştı. O tarihte AB “Çok Taraflı Ticaret Anlaşmalar” politikasını güderken giderek “İkili Anlaşmalara” döndü. Türkiye bu aşamada zorlanmaya başladı ve  güncelleme ihtiyacı daha o tarihte doğdu.

Bu konuyu 19 Aralık 2003 tarihli  Dünya gazetesinde “AB ile Gümrük Birliği Tartışılmalıdır “ başlıklı yazımla ayrıca 6 Ekim 2008 de Referans Gazetesindeki köşemde “AB ve Serbest Ticaret Anlaşmaları” başlıklı yazımla okurlarımla paylaşmıştım.

Neydi o ikili anlaşmalar?

“Serbest Ticaret Anlaşmaları” (STA) olarak bilmeniz gereken büyük bir sorundur bu.

AB’nin ticaret politikaları değiştiğinde bize de aynen uygulanmalı otomatikman değiştirilmeliydi.

Gelin görün ki, gerek AKP öncesi iktidar da (2 yıl) ve gerekse 16 yıllık AKP iktidarı da bu sorunu günün şartlarına uygun bir hale getirmeyi beceremedi.

Gümrük Birliği Anlaşmasına zamanın şartlarında konulan o malum 13.ncü maddeyi değiştirme konusunda AKP iktidarı 16 yıldır parmağını dahi oynatmadı.

Neydi o malum madde?

“Türkiye AB’nin tüm ticari politikalarını üstlenir” maddesi.

GB Anlaşması gereği “Türkiye’nin işine gelse de gelmese de AB’nin geliştirdiği tüm ticari politikalara uymak zorundadır”

İşte “Serbest Ticaret Anlaşmaları” bu zorunluluktan başımıza bela oldu çıktı.

AB herhangi bir ülke ile “Serbest Ticaret Anlaşması” imzaladığında bu hak Türkiye’ye de doğuyor ama AB ile STA imzalayan ülke avantajlı duruma geçtiğinden bizimle aynı anlaşmaya yanaşmıyor. Görüşmeler sırasında söz söyleme , müdahale etmek hakkımız yok. 

Sonuçta; AB ile anlaşmasını bitirince o ülkenin tüm malları ülkemize gümrüksüz girerken bizim mallarımız o ülkeye gümrük vergili ve dahi kotalı giriyor. Devasa bir haksız rekabetle karşı karşıya kalıyoruz.

Bitmedi dahası var.

GB Avrupa pazarı önümüzde açıktı ama, serbest dolaşımda ayağımızda pranga vardı. Haydi halkın serbest dolaşması için belli bir süreç gerekliydi ama İhracat mallarımızı taşıyan kamyonlar kotalara şoförleri çok sınırlı vizelere tabiydi. O malları satabilmek için Avrupa’ya gitmek zorunda kalan iş adamları sıradan bir turist muamelesine tabi tutuluyordu. Bu sorun bir türlü aşılamadı.

*

AB’nin “Gümrük Birliğini Güncellemeliyiz“ çıkışı bir çok anlamda bulunmaz bir fırsat olmalıdır.

Hükumetin bir bakanı olarak dersini iyi çalışıp bu sorunların kaldırılması konusunda politika üretileceğine konu “Komşunun bahçesinden erik çalma basitliğine getiriliyor”

Bununla da yetinilmiyor, “Avrupa bizde menfaat sağlama peşinde ve bunu yaygarayla yapmaya kalkıyor” demeye getiriyor AB özürlü sayın bakan.

*

Bu tür işler “Kin , hiddet, nefret” politikalarıyla halledilemiyor sayın Zeybekci.

Konuşarak, tartışarak, diyalogla hallediliyor.

Sırf birine yaranacağım diye AB’nin önüne koyduğu “Güncelleme” fırsatını kaçırmak üzeresiniz sayın bakan.

Ya aklınızı kullanıp dilinizi tutunuz,

Ya da o koltuktan ininiz.

 

BİR BAŞKA BAKAN

 

Aslında gerçek ekonomi bakanı o,

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten bahsediyorum.

Bakın dün samimi bir açıklama yapmış,

Hiç şişirmeye, süslemeye gerek görmeden gerçekleri vurgulamış.

*

Malum Hazine borçlanıyor.

Bugüne kadar “Ayağını yorganına göre uzatan Hazine de korkarım bu yıl sorun var”

Bakan bu endişesini kamuoyuyla paylaşarak “ Türkiye Hazinesi 2009’dan bu yana ilk kez borçlanma limitini aşacak” demiş.

Nedenlerini ise “Silah alımları, Bütçe açığı ve Ekonomiyi desteklemek için alınan  tedbirlerin etkisi” olarak açıklamış.

“Referandum öncesi bol kepçeden vaatleri salladık ayaklarımız yorganın dışına çıktı” da diyebilseydi tam olacaktı ama olsun bu kadar doğruluk da bugünlerde pek göremediğimiz bir değer.

*

Sayın Bakan “Şu an faizler yüksek mi evet yüksek ama bu işler Merkez bankasına baskı yapılarak değil Faizlerin baskıyla değil, tasarrufların arttırarak, katma değeri yükselterek, yatırım ortamını iyileştirerek düzeltilir” de demiş.

*

AB ile mevcut  Gümrük Birliğini “Güncellenmesini” gündeme getirilmesini “Erik hırsızlığına” bağlayan da bakan.  

“Kral çıplak” diyen bu arkadaş da bakan.

“Erik hırsızının” unvanı neden hala “Ekonomi Bakanı” anlamış değilim.