ELÇİLER NE ANLATACAKLAR ?

18 Oca 2014

Dizmiş Büyükelçilerimizi karşısına,

Ayar veriyor.

O Büyükelçiler ki, dün dalga geçtiği “Monşerlerdi!”

Hatırlayın ,

Berlin de kalabalıklar önünde “Halkımızı bekletmeyecek, ne isterlerse anında yerine getireceksiniz, halkımız Elçiliğe dilediği kıyafette girecek” şeklinde aşağılayarak fırçaladığı ve salonda bulunanların da yuhaladığı kişilerdi.

Eee, bugün Tarzan zor durumda,

Belli ki , kıymete binmişler.

“Benim Büyükelçim” olmuşlar!

Onca Büyükelçi onu dinliyor,

O , “İçimizdeki ihanet çetelerini dünyaya anlatın” diyor.

Devam ediyor,

“Bu ihanet çetesinin yaptığı yolsuzluk görünümlü darbe girişimidir, bu algı operasyonunu dışarıda bozun, tehlikenin boyutu artık aşikardır, AB müktesebatına aykırı filan diyorlar, kusura bakmasınlar bize yutturamazlar okuma yazma biliyoruz!”

 

                                                                                               ****

 

Büyükelçilerimize verdiği ayar özetle bu!

Gelin biraz gerilere gidelim.

Diyor ki, “İçimizdeki çetenin yediği haltları anlatın”

12 yıldır beraberce ülkeyi yönettiği bir cemaat için kullanıyor bu ithamı.

Hatta bu ithamın 2 önemli itirafı varken.

Birincisi, Usta’nın Cemaate hitaben, “Ne istediniz de vermedik, ne istediniz de yapmadık” cümlesi,

Diğeri ise, Siyasi Başdanışmanı ve Ankara Milletvekilinin Star gazetesindeki köşesinde değindiği “Kumpas” iddiası!

Öküz ölüp ortalık bozulduğunda, ortaya çıkan yolsuzluk , rüşvet iddiaları ve karşısında alınan hukuksuz savunma kararları.

2500’ü aşkın Emniyet Müdürü, Daire başkanı, Genel müdürü ve Polis kadrosunun 15 gün gibi kısa sürede tarumar edilmesi,

HSYK’yı cemaatin uzantısı olmakla suçlayıp Adalet Bakanlığına bağlayarak yargıya siyaset karıştırıp hukuku ve adaleti yok etme çabası.

Bu çabanın en belirgin yanlışı ise, “Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin ortadan kaldırılarak güçler ayrılığı ilkesinin yok edilmesi.

Demokrasiye yakışır bir şekilde çözüm aradığını söylerken, tamamen aksi tavrı!

 

                                                                                      ****

 

Gelelim Büyükelçilerimize,

Sanırım hayatlarının en rahatsız edici toplantısını yaşamışlardır.

Neden mi?

Diyelim ki, Büyükelçiler ülkelerine döndüler ve gittikleri ülkelerde Başbakanın “Şebekelerin, çetelerin darbe girişimlerini  anlatın”  emrini yerine getirecekler.

Haa Büyükelçiler Başbakanın dediği İhanet şebekeleri devlet içinde yuvalanmış çeteler, yolsuzluk görünümlü darbe girişimi, algı operasyonu, HSYK nın Adalet Bakanlığına bağlanma girişimini, Üç Erk’teki güçler Ayrılığının yok edilmesini anlatmasına anlatırlar da,

Kim anlar, kim kabul eder?

Elin oğlu sormaz mı?

“Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının gerçek olmadığına bunun bir darbe girişimi olduğuna, Hukuk mu karar verdi, sayın Başbakan mı?”

Ne cevap verebilir, Büyükelçi?

Büyükelçi diyebilir mi?

“Bizim ülkemizde şu an, ihbarcı da, gizli tanık da, savcı da, hakim de, avukat da , bilirkişi de, mübaşir de, zabıt katibi de, gardiyan da, cellat da tek adam yani aynı kişidir!”

Büyükelçiye sorsalar,

“HSYK’nı 2010 da Referandumla değiştirdiniz, şimdi iktidara dokunan kararlar alınca halka danışmadan kendi düşünceniz paralelinde değiştirerek Adalet Bakanlığına bağlamaya kalkıyorsunuz, bunu yine halka sormanız gerekmez mi, ayrıca Adalet Bakanlığına bağlamak ne kadar demokrasiyle bağdaşır?”

Büyükelçimizin cevabı ne olabilir?

Bir ülke sorumlusu ya da gazetecisi çıkıp da, “Sayın Büyükelçi, Başbakanınızın, içimizdeki şeytan, çete, paralel yapı, kumpasçı şeklinde suçladığı cemaatle 12 yıldır beraber değil miydi, ayrıca bu sürede “ne istediniz de vermedik ne, istediniz de yapmadık” şeklinde sitem eden de kendisi, “Kumpas kurduklarını” anlatan siyasi baş danışmanı, bu durumda her şeyden haberdar olması, ne yapıldıysa beraber yapılmış olması gerekmez mi, “saflığımıza geldi fark edemedik” açıklaması hayli saçma değil mi, bu konuyu nasıl izah edeceksiniz?”

Böyle bir soruya muhatap olan bir Büyükelçi “Kem –küm” etmekten başka ne yapabilir?

Ya ABD – Alman, İngiliz ve Fransa Büyükelçilerimizin durumları?

Onların durumları daha da berbat,

Tüm bu sorulara muhatap olurlarken bir de bu ülkelerin yetkililerinin soracakları “Başbakanınızın, bu ülkeler bizlerin kalkınmalarını istemiyorlar, Büyük projelerimizi, Çılgın kanalımızı, Üçüncü köprümüzü, dünyanın en büyük havaalanı projemizi çekemiyorlar bizleri sabote etmek istiyorlar şeklinde suçlanıyoruz, bu çok ağır bir suçlama değil mi, delilleriniz nelerdir?”

Büyükelçilerimiz ne diyebilirler?

Ya, AB Büyükelçimiz?

Başbakanın,“AB müktesebatına aykırıymış, kusura bakmasınlar bize yutturamazlar, çok şükür okuma yazmamız var” çıkışı karşısında “AB’ne aday ortak ve GB imzalamış bir ülke başbakanının bu çok basit, alaycı ve diplomasi diline uymayan  açıklaması nedir?” şeklinde bir  soruya muhatap olursa, Büyükelçimizin tavrı nice olur?

Tüm Büyükelçilerimiz özellikle şu soruyla muhatap olacaklardır.

“Cumhuriyet Tarihinin Ne Büyük Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalı iddiası ve bu nedenle istifa etmiş 3 bakan var, bakan oğulları da tutuklu bu davanın savcılarının durumları nedir, delilleri, dosyaları ne kadar hukuk güvencesi altındadır ve  hukuki süreci nedir?”

Bu soruya ikna edici cevap verebilecek bir Büyükelçi var mıdır?

İşte bu sorular, Büyükelçilerimizin belki de diplomat hayatları süresinde en zorda kaldıkları anlar olacaktır.

 

                                                                                     ****

Usta, “Gidin bize atılan suçlamaları, bize kurulan kumpasları, içimizdeki çetelerin marifetlerini, ihanet şebekelerini, darbe girişimlerini, bizlerin mağduriyetini anlatın” telaşında.

Hasılı, “Ben çuvalladım, beni kurtarın!” diyor,

Diyor da, Büyükelçilerimiz dillerinin döndüğü nispette anlatsalar da,

Daha önce de dediğim gibi,

Onca hukuki saçmalık, onca keyfilik , onca değerli yalnızlık (!) sonrası,

Demokrasinin beşiği olan o ülkelerde , kim dinler, kim inanır?