DİPLOMASİ ve BİZ !

26 Kas 2013

Sabır,

Diyalog,

Nezaket,

Karşılıklılık ( Mütekabiliyet)

Bir nevi alış veriş,

Kin tutmama,

Daima geleceğe yatırım,

Veee,

İllla’ki Uzlaşma.

Modern dünya buna “Diplomasi” diyor.

Eee , diplomasi kolay değil, zor zanaat!

Son örneği,  ABD – İran nükleer program konusundaki  anlaşmaları,

Bir önceki örnek ise,

ABD , Rusya ve Suriye arasındaki kimyasal silahların imhası anlaşması.

 

                                                                                       ****

 

ABD ve İran arasındaki nükleer programın geçmişi Elli’li yılların sonlarına dayanır.

Bu program Şah döneminde yine ABD desteğiyle geliştirildi, 1979 da yapılan İran İslam Cumhuriyeti  değişimi ardından da ABD ile ipler koptu.

10 yıl öncesinde İran rejimi, Uranyum zenginleştirme programına başlayınca, ABD , İsrail ve Suudi Arabistan rahatsızlıklarını belirterek tepki verdiler.

İran her ne kadar bu programın Nükleer  santralleri için olduğunu söylese de uranyumun  yüzde 20 zenginleştirmesi şüphe ve endişe yaratıyordu.

Şüphe ve endişenin kaynağı  İran’ın Atom bombası yaparak bunu İsrail üzerinde kullanacağıydı.

Tepki,  programın askıya alınması hatta durdurulması yönündeydi.

Ancak, bu itirazı yapan ABD ve İsrail’de nükleer reaktörler ve atom bombası vardı  ve İran’ın direnç noktası da burasıydı. Bir çok ülkede varken İran neden engelleniyordu?

7 yıl önce BM Güvenlik Konseyi ABD ve İsrail’in baskılarıyla nükleer  programını askıya almadığı için Silah ticareti , petrol satışı , dış ticaret, uçak yedek parça satışlarının dondurulması, finans ve Merkez bankası hareketlerine yaptırımlar uygulamaya başladı.

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat’ın ardından Cumhurbaşkanı olan Hasan Ruhani, modernist ve reformcu yapısıyla dikkati çeken bir  lider olması, BM de yaptığı konuşma ardından Obama ile diyalog kurması dün erişilen dönemin başlangıcı oldu.

6 aydır süren görüşmelerde diplomasinin yukarıda yazdığım tüm enstrümanları kullanıldı ve mutlu sona gelindi.

Cumartesi gecesi Cenevre’de, ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa (BM 5 daimi üyesi) ve Almanya tabii İran’ın da katılımıyla yapılan toplantıda mutlu sona erildi.

Anlaşmaya göre İran uranyumu yüzde 5 den daha fazla zenginleştirmeyecek – Yeni uranyum tesisleri kurmayacak – Ülkesindeki tesisleri UAEK nin denetimine açacak – 7 milyar dolarlık dondurulmuş ambargo serbest bırakılacak – 400 milyon dolar dışarıda okuyan İranlı öğrencilere yardım yapılacak - Petrol satışı kısmen serbest olacak – Daha önce yaptırım uygulayan ülkeler artık yaptırım uygulamayacak - 6 aylık bir takip süresi sonrasında ilişkiler tekrar gözden geçirilecek.

Bu durumdan her ne kadar İsrail ve Suudi Arabistan memnun olmasalar da uluslar arası arenada büyük bir tarihi başarı olarak görüldüğü kesin.

 

                                                                                        ****

 

Biliyorum bu anlaşmada Türkiye’nin durumunu merak etmektesiniz.

İran Türkiye’nin burnunun dibinde,  ortak sınırları paylaşıyorlar.

Bugüne kadar ambargodan etkilen Türkiye , eğer bir anlaşma sağlanamasaydı, olası ABD – İran savaşından en çok etkilenecek ülke iken neden bu anlaşma içerisinde yok?

Cevap çok basit.

“Komşularla sıfır sorun” deyip tüm komşularla papaz olma noktasına gelen bir Türkiye’de yaşıyorsak,

Bu yanlış politika sonrasında dışlanmış ve yalnız bırakılmışsak,

Dış politikayı, diyalogla değil de , sert, savaşçı, efelenerek , kafa tutarak, polemik yaratarak yapmakta ısrar eden  bir  Türkiye varsa  bu sonuca şaşırmamak gerek.

Benzer dışlanmayı St. Petersburg’da G-20 toplantısı sırasında Usta şehirde turist gibi gezerken Obama ve Putin’in baş başa vererek Suriye’deki kimyasalların imhası konusunda verdikleri başarılı anlaşmada da yaşamıştık.

Oysa, bizim “Mış İşlerimiz” o sırada, “3 günde Şam’a girmekten, Cuma namazını Şam’da kılmaktan”, Amerika’ya “Kuzeyden Suriye’ye girmeyi planlıyorsan destek veririz” gibi sözlerle külhanbeyi modunda yapmaktaydı.

Ayrıca, Suriye’de muhalif adıyla savaşan ne idüğü belli olmayan taifeye de verdiği silah, sağlık , barınma desteği de gündeminde uzlaşma olmadığını açıkça belli ediyordu.

Aynı dönemde Mısır ile  de papaz olunduğunu hatırlarsınız. Devamlı geren, tırmandıran yanlış politikamızla dün de Kahire Büyük elçimizin Mısırdan kovulduğunu düşünürseniz,

Sonuç :  Kocaman bir yalnızlık!

Beceriksiz iktidarımızın bu yalnızlığa bulduğu kulp ise,

Değerli yalnızlık!

 

                                                                                        ****

 

Kabul edelim ki, bu iktidar Dış Siyaseti bilmiyor.

Bu bilgisizliği yönetime gelir gelmez değerli büyükelçileri “Monşerler” aşağılamasıyla pasif hale getirmek ve elçiliklere dış siyaset kültürü ile alakası olmayan yandaşlarla doldurmasıyla başlamıştı.

Dış İşleri kadroları dış alemde o ülkenin yüzüdür. O kadroların kurdukları ilişkiler ülke itibarı, imajı anlamında çok değerlidir.

Ama son 12 yılda patronu tek adam Usta’nın  agrasif  tavırları ve Arap ,  Osmanlı rüyalarında yaşayan Dış İşleri bakanının rüyalarının içinde kaybolup gitmesi Türkiye’ye itibar ve olumlu imaj anlamında büyük kayıplar verdirdiği çok açık!

Diplomasi, “Heyyt’le , Höööyt’le” efelenerek değil,  “ Aydın görüşlü kadrolarla sabır, diyalog ve uzlaşı anlayışında yapılan bir sanatıdır”

“Umarım, son İran anlaşmasından ve önceki Suriye anlaşmasından ve yaşanan yalnızlıktan ders alınmıştır” demek istiyorum ama inanın “Acaba?” şüphelerim daha baskın çıkıyor!