DENİZ FENERİ OLUR MU ?

21 Ara 2013

Önceki gün, “Sivil Darbe” , dün “Malı Götürmek” başlıklı yazılarımla gündemi takip etmeye çalışıyorum.

Gelin görün ki, gündemin hızını yakalayabilmek zor.

Her an öylesine son dakika haberleri geliyor ki, not almaya, üzerinde düşünmeye , bir sonuca varmaya yetmiyor.

Konu malum.

“Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Yolsuzluğu ve rüşvet ağı”

Konunun adı bu ve tabii henüz iddia aşamasında.

İçinde , hükümetin, bakanların , bakan çocuklarının, Bürokratların, Belediye Başkanlarının , Banka Genel Müdürlerinin , ünlü iş adamlarının olduğu hatırlı kimseler üzerinde çok ciddi yolsuzluk ve rüşvet iddiaları var.

Milyonlarca liraların, milyarlarca dolarların havalarda uçtuğu dudak uçuklatan meblağlar.

Son üç gündür bu gündemle yatıyor, bu gündemle kalkıyoruz.

Gündemin bir başka yanı daha var ki o da aynı rezillikte.

Düne kadar hükümetle kanka olan bir cemaatin, çıkar kavgası sonrasında istediklerini alamayınca zulasında tuttuğu bu dosyaları intikam amaçlı açıklama şekli.

Her iki durum da hesap sorulmaya değer nitelikte.

 

                                                                                          ****

 

Bu hesap sorma şeklinde öncelik iddiaların doğru olup olmadığının hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde hukuki manada netleşmesidir.

Gelin görün ki,

Daha , üçüncü günde Hukuki mana dediğim alanda kuşkular  duyulmaya başladı.

Ciddi iddialar, ithamlar var ve  devasa meblağlarda rüşvetler söz konusuyken,

Beklenirdi ki, o itham ve iddialara muhatap olan kişiler soruşturmanın selameti bakımından hemen  istifa etsinler.

Ama hayır, hala görevdeler!

Beklenirdi ki, istifa etmeleri gereken siyasi nitelikteki kişilerin liderlerinin , “Hukuka da , kendimize de , arkadaşlarımıza da güveniyoruz, sonuna kadar gidilsin, kimsenin gözünün yaşına bakılmasın” desin ve adı geçen bakanları istifaya davet etsin.

Ama neredeee!

Liderlerinden bu tavırları ve sözleri beklerken bakın neler oldu?

“Bakanlarımızın başarılarını çekemediler, bize kumpas kurdular, devlet içinde devlet ve çeteler yarattılar , hesap soracağız elbet” diyerek konuya yine mağdur edebiyatı yaparak yaklaşıldı.

50’nin üzerinde Emniyet Müdürü, sayısız şube müdürü ve daire başkanlarının görev yerleri değiştirildi ve korkarım haklarında soruşturma açılması da yakındır.

Suçları ise görevlerini kötüye kullanmaları, şeklinde açıklandı.

Yani “olan biteni bizlere anlatmaz , gizlersiniz haa!”

Oysa kanunlarımız , “İlgili savcılar yaptıkları soruşturmaları kimseye bildirmek zorunda değillerdir” demekte.

Dahası da var,

Dosyayı yönlendiren savcı yardımcısından dosya alınarak Başsavcıya verildi.

Adalet Bakanının alel acele Başsavcı ile kapalı kapılar ardında görüştü ve görüşmenin detayları basınla paylaşılmadı.

Talep olmadığı halde Operasyonu yöneten savcılar grubuna 2 yeni yüksek rütbeli savcı atandı ve hemen ardından Başsavcının “ Mukteza tayininde ve ihtilaf halinde Üç savcıdan ikisinin imzasıyla işlem yapılacaktır” şeklinde düzenlenmesi manidar bulundu.

Son olarak da,

Görevden alınan İstanbul Emniyet Müdürünün yerine Niğde Valisinin atanması ve başbakanın kendi uçağı ile yeni Emniyet Müdürü Selami Altınok’u İstanbul’a getirerek, ertesi gün Cuma namazını da beraber kılmaları dikkati çekmedi değil !

Böylece soruşturmayı yönetecek tüm kadro yeni kadro ile değiştirilmiş oldu.

Tüm deliller, şahitler, her türlü bilgi belge konuyu uzun süredir çalışarak açığa çıkaranlardan alınarak yolsuzluk, rüşvet suçlarıyla suçlananlarca yeni geçici görevle atanmış kişilerin önlerine konularak şaibelere  şaibe kazandırıldı.

Son 2 günün karşı atakları bunlar.

Böylesi bir  tabloda hazırlanacak soruşturma ve iddianamelerin mahkemelerin önüne hangi şekliyle gideceği konusunu da şaibeli hale getirmedi mi?

Yapılan bu açık siyasi müdahalenin hukuk alanında  da yapılmayacağının garantisi nedir?

Tamamen suçluluk duygularının  hakim olduğu kanunsuz yaptırımlarla operasyonun hukuki süreci de şimdiden şaibe altında değil midir?

Şimdi sorum şu.

Hükümetin bu yaklaşımı kendini suçlu hissetmeyen bir tavır mıdır?

Yoksa, “tamamen dökülüyoruz, aman acilen önleyelim meseleyi kendi kural ve kontrolümüzde kapatalım” tavrında SUÇUN İTİRAFI MIDIR?

 

                                                                                     ****

 

Bu gelişmelerden sonra bu iddiaların , soruşturmaların  Deniz Feneri davasına benzemesinden endişe duymaz mısınız?

Bazı yazarlar “Bu aşamadan sonra zor” deseler de ben aynı fikirde değilim.

Alman hukukunun kesin deliller ve mahkeme sonrasında mahkum ettiği Deniz Feneri suçlularının  Almanya  ayağından sonra pası Türk hukukuna attığını hatırlarsınız.

O pasın ardından 76 milyonun gözlerinin içine baka baka, yıllar sonra dosyanın Alman mahkemelerinden istenildiğini, tercümelerinin aylar sürdüğünü, zoraki bir mahkeme kurulduğunu ama o mahkemeye iddianame hazırlayan savcıların görevden alındıklarını ve haklarında soruşturma açıldığını, o şartlarda devam eden mahkeme süreci sonucunda suçun şeklinin değiştirilerek hiçbir ceza verilmediğini, suçlu iddiasıyla göz altına alınanların teker teker serbest bırakılarak davanın unutturulduğunu da hatırlarsanız endişemde ne denli haklı olduğumu görürsünüz.

Son yolsuzluk dosyasıyla Deniz Feneri davası arasındaki ortak payda daha ilk 3 günde kurulmuş ve kamuoyunda benzer endişeler doğurmuşsa,

“Deniz Feneri Olur mu?”  diye sormakta haksız mıyım!

 

                                                                                  ****

 

Önemli Not: “FED Tahvil alımlarını 10 milyar dolar kısarak 85 milyar dolardan 75 milyar dolara düşürünce dolar uçtu. Merkez Bankamız müdahale etmek zorunda kaldı. S&P Türk ekonomisi hakkında “İstikrarsızlık” uyarısı yaptı. Hem FED çıkışı ve hem de Yolsuzluk dosyası sonucu Borsa yüzde 12 değer kaybetti. ( Yolsuzluk dosyasına odaklanalım ama bu gerçekleri de ıskalamayalım )