AB ve HÜKUMET

18 Ağu 2017

Nafile Başbakan 1000 Ali “Yeni bir süreç başlatılması için” AB Dönem Başkanı ve Estonya Başbakanı Ratas’tan katkı talep ederken,

Alman Şansölyesi  Angela Merkel “Türkiye ile Gümrük Birliğini güncellemeyeceğiz. Sadece paramızın nereye gittiğinden emin olduğumuz alanlarda ön üyelik yardımı yapacağız” demiş.

Aynı anda birbirinden siyahla beyaz kadar uzak iki açıklama.

*

Biri konuya doğrudan hakim olan ve AB kurucuları arasında bulunan Merkel’e uzak dururken, diğeri muhatabı iktidar partisinin üst aklı oradayken ortaya konuşuyor.

Dahası, “Paramızın nereye gittiğinden emin olduğumuz alanlarda…” vurgusunda yaptıkları yardımların heba olunduğu alanların da olduğu anlamına gelecek bir  açıklama yapıyor.

Ve bakın  “Türkiye’nin diğer yüzde 50’ni kaybetmek istemiyoruz” şeklinde bir tuhaf cümle kuruyor.

*

AB ile aramızda sorun değil sorunlar yumağı var.

“Müzakere fasıllarının açılmamalarındaki ısrar - Geri Kabul Anlaşması karmaşası  – Vize – Gümrük Birliği içinde uyum sağlanamayan sosyal ve  ticari alanlar – Serbest Ticaret Anlaşmaları – O bölgede çalışan işçilerimizin güvenceleri – Askeri ve siyasi alanlarda yaşananlar – AB ülkelerinin bazılarının düşman gördüğümüz teröristlere müsamahalı  yaklaşımları - Diplomasi dili” gibi sorunlar bunların bazıları.

*

Siyasilerimizin dili  diplomasi dilinden uzak. Diyalog bilmeyen, kaba, uzlaşma bilmez siyasi bir dil.

Üstelik “AB de olmalı mıyız olmamalı mıyız” tereddütlerinde  kendi sığ siyasi görüşlerine göre yürütülen belirsiz bir politikamız var.

AB dili ise peşin hükümlü, siyasi ve ticari ihtiyaçlara göre değişken, AB alanını sorunlu bölge olan Ortadoğu sınırlarından uzak tutmaya meyilli ve Türkiye’yi bu anlamda tampon ülke olarak kullanmaya düşüncesinde olan  bir dil ve bizim terörist olarak betimlediklerimize koltuk çıkar bir tavır var.

*

Tablo bu hale gelmişken. AB politikası iç politikaya malzeme yapılmışken,

Karşılıklı köprüler atılmışken. Dil sivrileşmiş, niyetler körelmişken,

Siz sarayda AB oradayken,

“Tam üyelik zor dostum zor!”

 

ÇOCUK  ve  CEZAEVİ

 

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi CHP’li Milletvekili  Gamze Akkuş Ceza ve Tevkif evleri yöneticilerine bir soru sormuş,

“Cezaevlerinde anneleriyle kalan kaç çocuk var?” diyerekten.

*

Gelen cevap içler acısı.

An itibariyle cezaevlerinde anneleriyle kalan 668 çocuk varmış.

528’nin yaşları 0 ila 5 aralığındaymış .

Bu sayı 3 ay içerisinde yüzde 20 artarak 560 dan 668’e çıkmış.

Artışın nedeni OHAL’den içeri alınan annelermiş.

Ve şimdi sıkı durun,

Çocukların kahır ekseriyeti demir parmaklıklar arkasında doğmuşlar. Beş yaşlarına gelenler daha güneş görmemişler.

*

Bu ülkede Aileden ve Sosyal Politikalardan sorumlu bir bakan var değil mi?

Evet,

Üstelik bu bakan bir anne bir kadın değil mi?

Ona da evet,

Kamu oyuna  “Nene Hatun “ şeklinde sunulan sayın bakana ben de bir soru sorayım.

“Sayın bakan bakanlığınızın bu konuda ne tür bir çalışması var. O bebeler ceza evlerinde mi büyüyecekler. Bu çocuklar için hapiste yaşamak zorunluluksa kreş yapmayı düşünür müsünüz. Ergenliğe geldiklerinde  çocuk hapishanelerine mi gönderilecekler. Dahası suç’un şahsilik ilkesi nerede kaldı. Anne suçlu ise o suçu bebesi neden çekiyor?”

 

DEPREMLER  ve HÜKUMETLER ..

 

1999 şartları,

7.4 gücünde bir deprem,

Resmi açıklamaya göre 19 bin kayıp daha fazla sayıda yaralı.

*

Yıl 2017. O günden bu yana 18 yıl geçmiş.

Nafile Başbakan 1000 Ali Kocaeli’nde deprem üzerine konuşuyor.

Cümlesinin bir yerinde “Devletin acizliği, hükumetin yetersizliği, insanlar elleriyle kazarak…” diyerek deprem üzerinden zamanın hükumetine gönderme yapıyor.

O tarihte hükumet “Ecevit başbakanlığındaki Koalisyon hükumetidir”

“Ecevit” adı geçince o zamanki partisinin adı CHP olmasa da gönderme yaptığı CHP’dir.

“Devletin acizliği hükumetin yetersizliği” vurgusuyla “biz hükumet olsaydık öyle olmazdı” demeye getiriyor.

*

Ahh be 1000 Ali ahh! Böylesi acı  bir günden bile siyasi malzeme çıkarma peşindesin.

Ayıptır..

Bir doğal afet olan depremi dahi zamanın siyasi iktidarına bağlayacak kadar nefret içeren acınası bir haldesin,

Günahtır..

İktidara geldiğinizde 470 deprem toplanma alanı varken o sürede oynanan imar oyunlarıyla bugün sayenizde 77’ye düşmüş.

Yazıktır!

O alanlara taaa Ankara’ya kadar uzanan menfaatler silsilesinde rezidanslar, AVM’ler yapılmış.

Yetim hakkı yemektir,

Yapılanlar deprem olacağını bile bile “devlet aczi ve hükumetin yetersizliği dahası deprem tehlikesini paraya havale etmektir?”

Haramdır..

Zamanın hükumetinin bir koalisyon ortağı da Bahçeliydi.

1000 Alinin göndermesi onu da ilgilendirmeli,

Ne der acaba?

*

Dünkü yazımda 18 yılın karnesini yazdım.

Olması gerekenler, alınması şart olan tedbirler notlarının alayı sıfırdı.

18 yıllık  dönemin 16 yılında devlet de sizdiniz, hükumet de sayın 1000 Ali,

“Demek ki aciz olan da sizsiniz, yetersiz olanlar da sizlersiniz!”