ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇMİŞ !

17 Nis 2017

Aylardır halvet olduğumuz Referandum sonuçlandı.

Yüzde 51.4 “Evet” yüzde 48.6 “Hayır” çıkınca adı “Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi” konulan aslında “Başkanlık” amaçlayan düşünce kabul edildi.

Her ne kadar YSK son dakikada yaptığı kural değişikliği ile referandumu  şaibeli hale getirse de an itibariyle sonuç bu.

Resmi sonuçlar açıklandığında da değişen bir şey olmayacak.

*

Şaibeli de olsa kazanan belli.

“Belli” ifademe itirazı olanlar olabilir.

O zaman “Kazanırken kaybedenler belli” desem o düşüncede olanlar memnun olurlar herhalde!

Kazananlardan tarafsız olması gereken ama kampanya boyunca tarafsızlığını yitirip bir parti başkanı gibi hareket ederek anayasal suç işlediği malum. 

Cumhuriyet Savcılarının da, Anayasa Mahkemesinin de seyrederek suça ortak oldukları tartışılmıyor.

Kampanya sırasında devletin tüm parasal ve kadro imkanlarını kullanarak meydanlarda sözde toplu açılış davetlisi olarak konuşan taraflı kişi bir teşekkür konuşması yapmış.

YSK’nın oyun sırasında kural değiştirmesine itirazlar için bakın ne demiş?

“Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek o itirazları hiçe saymış ve “Hayır” diyenlerle bu sonuca rağmen barışık olmadığını göstermiş.

Bu “Artık çok geç” anlamında bir deyim.

Kasımpaşa ağzıyla söyleyeceksek “Yürrüüü ense tıraşını görelim” kabalığında bir söylev.

Konuşmasında bir cümle daha kullanmış.

Oranları küçümseyenlere cevaben,

“Aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış” cümlesiyle dalgasını geçmiş.

Bu iki söylem, “aylardır yapılan saldırılar, yalanlar dolanlar, çamur atmalar, kin , nefret, intikam duygusu bu sonuca rağmen belli ki dinmediğinin” ifadesi.

Hala dalga geçmeyi, küçümsemeyi, aşağılamayı tercih eden bu kişinin birlik ve beraberlikle alakası yok.

Bu hal ülkenin kesin çizgilerle bölündüğünün göstergesi.

*

Gelelim sonuca. Oranlar çok yakın.

Ancak bu oranlar, Anayasa ve dahi rejim değişikliği gibi önemli konuda yeterli değil. Aynı oran “Hayır” lehine dahi olsaydı yine de yeterli görmeyecektim.

Nedenim de şu; Mecliste Anayasa değişikliği için 367 oy,  yani meclisteki milletvekili sayısının yüzde 65’i aranırken aynı amaçla yapılan referandumda neden bu oran aranmaz?

Sonuçlar böyle olunca “Evet” alarak kazandık” diyenler o anayasayı ne kadar içlerine sindirecekler, ne kadar uygulamaya koyabilecekler?

 “Hayır” diyerek kaybedenler ne kadar benimseyecekler?

*

Ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK)

Üzerinde  mühür olmayan oyların geçerli sayılmasını son dakikada kabul etti. Dahası itirazın AK Partiden geldiği vurgusuyla. “Oylar gerçekti” demesi tabii boş bir açıklama. Şimdi onlardan beklenen “Bu oyların ne kadarının “Evet” ne kadarının “Hayır” oyları olduğu bilgisini kamuoyuyla paylaşması. Bu paylaşmayı yapmazsa seçim tarihimizde hep şaibeyle anılan bir kurum olarak kalacak.

*

Konuyu partilere getirip yorumlayacaksam,

“AK Parti kazandı ama,  önemli oy ve kalelerini kaybetti.

Hatta MHP ve Birlik Partisinin desteğine  rağmen oy kaybetti.

“Kazanırken, kaybetmek” dediğim de bu.

Hele İstanbul  Ankara , Antalya, Bursa ve Denizli  gibi 4 önemli kalesini kaybetmesi seçim mantığında düşünülecek olursa parti adına hayli manidardır ve üzerinde hayli çalışmalarını gerektiren bir durumdur.

Bir düşüncem daha var. Partiye kazandıran da  aynı kişi kaybettiren de aynı kişi.

Bu sonuç,  “Doğal Liderimiz” dedikleri kişinin karizmasının ciddi oranda çizildiğinin göstergesi.

“Başkanlık” bekleyen kişinin , Eyüp Sultan’a kadar gidip “Şükür namazı kılması” ne kadar korktuğunun, o korkularından arınmak için başkanlık hedefine ne kadar önem verdiğinin ve kampanya sırasında gösterdiği panik halinin  dışa vurumu..

“Şükür namazı” kıldıracak kadar büyük korku ne olabilir?

*

CHP görevini önceki seçimlerde ve referandumlarda yapmadığı kadar yapmıştır. “Hayır cephesinde başka faktörler olsa da kısıtlı imkanlarına rağmen , Kılıçdaroğlu, Baykal ve partinin diğer elemanları gerçekten  iyi çalıştılar.

Kampanya sırasında Evet” düşüncesinde olanlara devletin  tüm imkanları sınırsızca sunulurken “Hayır düşüncesinde olanlara meydanlar, salonlar, TV ekranları verilmedi. Gazeteler sayfalarını ayırmadı, üstelik “Evet” diyenlerin borazanlığını yaptılar. Bu haksız rekabet yaratan duruma  ne RTÜK ne, YSK ses çıkarmazlarken Anayasa  mahkemesi de kayıtsız kaldı. Kaybedilen bir sonuç da olsa bu sonucun CHP’ne “Başarı” anlamında moral vereceğini düşünüyorum. Tam kadro ve inanarak çalışılınca nasıl sonuç alındığını gördüklerini umuyorum.

*

MHP !?

Bir ünlem ve bir de soru işaret tabii,

Bu parti üzerine ne yazılır ne çizilir bilemem.

Değer mi o da ayrı bir konu!

Bölünmüş bir parti gidip AK Partiye sığınınca ite kaka bu sonuç çıkabildi.

Bu parti içindeki sorunlar daha da açığa çıkacak ve sanırım süratle Kongreye giderek kendilerine gelecekler. Bu Kongrede Bahçeli ne olur, olası bir seçimde baraj ne olur? MHP bu sorulara gebe.

Ve bir gerçek; Olası bir seçimde baraj altında kalarak AK Partiye yapacakları kıyak son kıyakları olacak ama onlar da bitecek.

HDP .

Parti olarak var mı yok mu şu an bir gri alan.

Ama alınan sonuçlarda, özellikle “Hayır” kesiminde bir payı olduğu aşikar.

Terörden uzak kaldığı, Kandil etkisinden çıktığı, mücadelenin dağlarda değil mecliste daha etkin olduğu düşüncesinin kabul gördüğü oranda baraj sorunu yaşamayacağı  kesin.

*

FETÖ.

Bir terör örgütü. Bir Cumhuriyet düşmanı yapı. “Evet” oyu verenlerin eski ortağı. Bu ayıbın silinmesi için devamlı olarak “Hayır” düşüncesinde olan CHP’nin de onların dümen suyunda gittiği iddia edildi. Sonuçlar gösterdi ki bu örgütün siyasi gücü yok. Olanı biteni hala AK Parti içinde ve gizlenmiş durumdalar. Ve bunu AK Parti yöneticileri pek ala biliyorlar. Kampanya sırasında devamlı “5 Temmuzu referans gösterenlerin bu anlamda sessiz kalmaları manidar!

*

Şimdi,

“Evet” sonucunda ne kadar AK Parti etkisi, ne kadar MHP ve Birlik Partisi etkisi, ne kadar Erdoğan etkisi var dikkatlice yorumlanmalı.

Hatta daha fazla “Evet” oyu çıkmamasında “Erdoğan payı” irdelenmeli.

“Hayır” kanadında da ne kadar CHP ve ne kadar HDP etkisi  var o da aynı dikkatle yorumlanmalı.

Bu yorumlar olası erken seçim kararı için etkili olacak değerlendirmeler olacak.

Ancak; Bir düşünceye göre , 2019 beklenmeden “Başkanlığın” icraata geçmesi hali dillendirilecek. Gelin görün ki, Genel seçim de aynı tarihte yapılacağından karizması çizilmiş bir lider ve partisinin bir erken seçimden bahsetme olasılığı hayli uzak.

*

Dış alem.

Sonuçlara bakışları malum. Rahat değiller.

“Türkiye Diktatörünü seçti” manşetleri hoş değil.

Demokrasi , hukuk alanı, insan hakları ve basın özgürlüğü konularındaki hassasiyetleri daha da artacak. Referandum kampanyası sırasındaki söylenenler ve karşı tavırlara daha kuşkuyla yaklaşacaklar. Yalnızlığımız çok büyük bir diplomasi çıkışı yapılmazsa daha da artacak. Ülke imajı yerlerdeydi daha da beter olacak. “Diktatörlük” yorumlarının yumuşaması “Diktatör” dedikleri kişinin yakın gelecekteki tavır ve davranışlarında kendini bulacak.

*

Ekonomi.

Kampanya sırasında unutulmuş bir konu. O süreç tamamen şişirilmiş verilerle geçiştirildi. Ekonomimiz ciddi şekilde sıkıntıda. Döviz kazandırıcı nitelikteki İhracat , Turizm  sektörleri ve müteahhitlik hizmetlerinin hemen atağa geçmeleri zor. Yabancı sermaye gelmesi bu aşamada mümkün değil. Bu durumun düzeltilmesi önce ülke imajıyla doğru orantılı. Sonra ülkemizde yaratılacak güven ortamıyla bağlantılı. Bu konuda siyasi kaygılarından arındırılmış ciddi bir paket gerek.

Ve bir son dakika haberi.  TÜİK , “İşsizlik yüzde 13’e yükseldi” bilgisini bugün kamu oyuyla paylaştı.  

Hani 3 ayda 760 bin yeni istihdam sağlanmıştı?

*

Sonuç;

18 Maddenin gündeme uygun gördükleri  yürürlüğe girecek.

Girecek de “Başkan” olmayı hayal eden kişi 2019’a kadar “Başkanlığı” bekleyecek mi?

Bu soruma “Evet” diyenleriniz çıkarsa, gülerim.

“Atı alan Üsküdar’ı geçti” cümlesini hafife almayın.

Kural tanıyıp tanımamada “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” sözüne inanın ve tavrınızı ona göre alın,

Benden söylemesi.