AİHM’e ÜYE AYIBI ..

07 Ağu 2017

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine  (AİHM) 30 Nisan 2017’de 9 yıllık görev süresi biten Işıl Karataş’ın yerine yeni üye vermemiz gerek.

Bu konuda ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Nedir bu sorunlar?

İki defa üçer aday gösterdik.

Yani toplam 6 adaydan birini seçip görevlerine devam edecekler. Türkiye böylece Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde temsil edilecek.

*

Gelin görün ki, adaylarımız Avrupa Parlamenterler Meclisi’nden (AKPM) “Gerekli kriterleri taşımadıkları” gerekçesiyle iki kez geri döndü.

Gerekli kriterler nedir?

-Şeffaflık,

-İngilizce ve Fransızcayı iyi bilmeleri,

-Yüksek ahlaki değerlere sahip olmaları,

-Hukuk Fakültesi mezunu veya Hukuk bilgilerinin yeterince verildiği Siyasal Bilgiler veya İktisadi ve İdari İlimler Fakültelerinden birinden mezun olmaları,

-Aday öğrenim üyesi ise en az doçent, yargıçsa birinci sınıf yargıç olması,

-Aday avukatsa en az 15 yıllık mesleki deneyim,

-Türk hukuk sistemine ve uluslararası kamu hukuku alanında yetkin olmaları,

-Seçilmeleri halinde bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları ile bağdaşmayan veya görevlerine engel olacak başka işlerle meşgul olmamayı taahhüt etmeleri.

*

İlk aday listesi 2016 Aralık ayında gönderilmiş yapılan ön inceleme sonrasında adayların siyasi ilişkilerinin yoğun olması nedeniyle “Aranan kriterlere uymadıkları” gerekçe gösterilerek dosyaları “Tekrar gözde geçirin” denilerek iade edilmişti.

İkinci liste Temmuz ayında gönderildi.

Bu listede Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan iki bürokrat ve Hollanda’da Avukatlı yapan bir kadın aday gösterildi.

Kadın avukat türbanlıydı. Konsey bunu sembol olarak algıladı ve belli bir kesimi temsil etmesi algısıyla “Kriterlere uymuyor” gerekçesiyle reddetti.

Diğer iki adayı da Hükumete bağlı bürokratlar olmalarını dikkate alarak “Tarafsız” kalamayacakları kanaatiyle aynı gerekçeyle reddetti.

Böylece 9 yıldır görev yapan Işıl Karakaş görevine devam etmesi yolunda karar alındı.

*

Bu ne demek?

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) alenen Türk hukuk sistemi ve o sistemin hukukçularına güvenmiyor. Çünkü “kriterlere uymuyorlar” demelerinde ortak payda “Bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerindeki şüpheleri”

Taşıdıkları semboller ve bürokrat kimlikleriyle belli bir dini ve siyasi kesime bağlı olacakları kanaatleri ve bu bağlılıklarını bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını engelleyeceğini düşünüyor olmaları.

Hal böyle olunca  ahlaki değerlerinde de şüpheler oluşuyor doğal olarak.

Ve bu düşüncelerle 2 defa ülkemiz adına aday gösterilen 6 kişi reddediliyor.

“Ülkemiz adına ne büyük ayıp, ne kadar utanç verici bir durum” olduğunu söylememe gerek var mı?

*

AİHM’e en çok müracaat Rusya’dan sonra ülkemizden yapılıyor.

Ayrıca , en çok dava kaybedip tazminat ödeyen ülke biziz,

Öte yandan beğenmediği kararlar sonrasında Ankara’dan “Eeyy Avrupaa İnsaaan Haklarıı Mahkemesiii” diye bağıranların sesi taa Belçika’ya kadar gidiyor olmalı!

Hukuk alanımızın önceden de şimdi de belli bir kesimin vesayeti altında olduğunu pek ala biliyorlar.

Yapılan “En güvenli devlet kurumları” anketinde uzak ara birinci olması gereken Hukuk kurumumuzun Beşinci olduğu sır değil..

Gösterilen 6 adaydan ikisinin türbanlı aday olmasındaki ısrar ve diğerlerinin yine ısrarla bürokrat hukukçu olmaları siyasi ağırlığın AİHM’de de vesayet kurma amaçlı olduğunu düşünüyorlar,

Bu hoş olmayan ve kasıtlı görünen yaklaşımlar aranan kriterlerde daha hassas olmalarına ve maalesef ülkemiz adına belli ve kemikleşmiş düşünceler oluşmasına neden oluyor haliyle.

Öyle olunca da böyle oluyor. Utancı da 80 milyona kalıyor..

 

KUPA  FİNALİ Mİ SİYASİ ŞOV MU?

 

Dün gece iki şampiyon Beşiktaş ve Konyaspor büyük kupa için Samsunda  karşı karşıya geldiler.

Ben “Futbol maçı mı, yoksa siyasi şov alanı mı?” sorumu peşin peşin sorayım.

Nedenine gelince “maçı seyredenler anlaşmışlardır?” diyeyim.

Bir Futbol maçı. Tribünler gergin. Sahada ki oyuncular daha gergin.

Onca maytap  o sahaya nasıl girdi?

Yeni transferlerin elleri ayaklarına dolaşıyor,

Yeni sahanın çim zemini berbat ötesi,

Beşiktaş toplama takım gibi ama Konya sahaya daha sağlam basıyor ve kupayı kapıyor.

Yazı konum bu değil elbet.

*

Ellerde pankartlarla maça gelmeler de ne be spor sever kardeşim?

“Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” pankartına ne gerek arkadaş? geldiğin yer futbol maçı,

“Başkan Tayyip” pankartı ne iş be biraderim?

“Siyasi miting alanında mısınız futbol sahasında mı?”

Siz sayın Vali,

Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” pankartına “Siyasi mesaj içeriyor” gerekçesiyle izin verme,

Ama “Kanarya Sevenler Derneği Başkanı” masumluğunda gördüğün “Başkan Tayyip” pankartını tribünün göbeğine astır..

“En büyük başkan bizim başkan ” tezahüratına göz yum,

Bu tabloda gelmez mi     “İzmir marşı?”

Onbinler bir ağızdan “İzmir’in dağlarında çiçekler açtırmazlar mı?”

İnlemez mi oralar “Türkiye Laiktir Laik kalacak” diye?

Ortam bu kadar gerginken, elindeki sustalısıyla meczubun biri sahaya atlamaz mı?

Böyle bir ortamda hepsi mümkündü ve yaşandı maalesef.

*

Her iki pankartı da oraya taşıyanları kınıyorum.

Birine izin verip diğerine vermeyen valiyi de kınıyorum..

Arkadaşlar futbol maçına gidiyorsunuz.  Neticede bir spor müsabakası izleyeceğiniz.

Orası siyasi düşüncelerinizi sergileyeceğiniz yer değil. Bu uğurda kavga edeceğiniz yer hiç değil,

Yapmayın bu kadar bölünmeyelim Allahaşkına!

*

Ya maç bittiğinde Konyalı kontrol edilemez seyircilerin sahaya girmelerindeki saçmalık?

Emniyet güçlerinin acizliğine ne demeli?

Beşiktaş seyircisi de girebilseydi neler olacağını düşünen  var mı acaba?

Bu kadar mı kontrolden çıktık, bu kadar mı birbirimize düşman olduk?